bilimkurgu kulubu

Çemberkıran Çemberkıran

Tarih: 20 Haziran 2018 | Yazar: Özlem Kurdoğlu

0

Çemberkıran 18. Bölüm | Özlem Kurdoğlu (Roman)

Birisi kapıyı tıklattı.

Asu küçük pencereden dışarıya baktı ve gelenin Lemol olduğunu gördü. Kapıyı açtı. “İçeriye gel.”

Lemol içeriye adım attı. Gergin bir sırıtma vardı yüzünde. “Bir erkek sesi duyduğuma yemin edebilirim. Beni aldatıyor musun yoksa?”

Asu güldü. “Ya evet, beni haberleşme ünitesiyle beraberken bastın.”

Lemol üniteyi gözden geçirdi. “Bunun bozuk olması gerekiyordu, ama şimdi sorunsuz çalışıyor gibi duruyor. Dostlarınla bağlantı mı kurdun?”

“Öyle de diyebilirsin, evet. Niye ki?”

“Nasıl yaptığını gösterir misin?”

“İsterdim, ama gösterebileceğim birşey yok,” dedi Asu. “Ben o üniteye dokunmadım bile.”

Lemol onu baştan aşağı süzdü. Asu neler olup bittiğini merak ederek bekledi.

“Kamp girişinde silahlı insanlar var,” dedi Lemol. “Seni soruyorlar. İki tanesinin daha bölgede pozisyon aldığını tespit ettik. Sanırım bize bir açıklama borçlusun.”

“Tamamen güvendesiniz,” dedi Asu. “Onlar Dawnianlar, hepimizin bu durumdan çıkmasına yardımcı olmak için buradalar. Silahları sizin için değil ve önce siz ateş etseniz bile silahlı çatışmaya girmeyecekler. Herhangi bir çarpışmaya girmeden önce yanlış iletişimlerin tümünü temizlemeye öncelik verecekler.”

Lemol gözlerini kıstı. “Yani şimdi bu senin toplantıyı sabote etmek için yaptığın bir manevra değil, öyle mi?”

“Hayır.”

İkisi de birbirine baktı.

“Sana inanıyorum,” dedi Lemol. “Eğer beni yanıltırsan seni oracıkta seve seve kendi elimle vururum, duyuyor musun?”

“Neyi duyuyor muyum,” dedi Asu. “Bu işten sıyrılmaya çalışıyor olsaydım, daha buraya varmadan yolda bir dalavere çekmek için sürüyle fırsatım vardı, birini kullanırdım. Dawnianlar da toplantıya katılmak ve bilgi paylaşmak için burada. Gel haydi, oraya gidip biz de payımıza düşeni yapalım.”

Karavandan çıktılar ve giriş bölgesine doğru yürüdüler. Asu Dawnianların Spil sakinleriyle diyalog içinde olduğunu gördü. Bir çift kapı nöbetçisi hariç, her iki taraftan da kimsenin silahları çekili değildi ve bu iyi bir işaretti. İsyancılardan bazıları halen temkinle bakıyor, muhtemelen yeni gelenlerin hiçbir tehdit içermediğine inanmakta güçlük çekiyordu, ama genelde durum ümit vericiydi. Ekip üyeleriyle göz göze geldiğinde Asu bulunduğu mesafeden açık bir işaret yaparak iyi olduğunu iletti.

Bir süre sonra bölgeye dağıldığı görülmüş olan Dawnianlar da geri dönüp kendini gösterdi. Onların silahları da pasif şekilde yanlarından sarkıyordu. Bu arada kamp liderleri yeni gelenlerle bir ön toplantı yapmaya karar vermişti. Asu’nun da katılımı istenmiş, ayrıca Lemol, Akria ve Ven de çağırılmışlardı.

Üstü portatif örtülü bir alanda toplandılar. Toplantının başladığı ilan edildi ve Dawnian ekip lideri konuşmaya başladı. “İki sebep için buradayız,” diye söze girdi, sonra Asu’yu işaret etti. “İlki kayıp ekip üyemizin bulunup kurtarılması idi. Hepinize misafirperverliğiniz için ve kendisini konuk olarak kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İkincisi sizlere hayatınızdaki yeni gelişme hakında bilgi vermek, ki bundan sonra ne rota çizmek istediğinize sağlıklı karar verebilesiniz.” Hemen o noktada, zaman yolculuğu sahnesine yeni girenler için ilk temas prosedürünü uygulamaya geçti. Ayrıntıları Spil gezegeninin yerel durumuna göre ayarlayarak sunumunu gerçekleştirdi. Gerçek anlamda neyle karşı karşıya olduklarını, olası tehlikelerin hangi noktalarda yattığını, bunlarla başa çıkmak için hangi seçeneklerin bulunduğunu ustalıkla aktardı.

“Görüldüğü üzere olay akışını kontamine etmek gibi bir kaygımız yok. Çünkü geçmişe burun sokmakla bozulabilecek, sabitlenmiş nedensellik hatları üzerinde yaşamıyoruz. En yaygın benzetme üzerinden gidersek, dedenizin genç halinin ölümüne sebep olduğunuzda bu yüzden kendiniz de ortadan kaybolmazsınız. Bu iki olay birbirine çelme takmadan ve herhangi bir paradoksa düşmeden akar, çünkü aynı paralelde bile değillerdir. Bunun yerine kendinize yeni ve bağımsız bir akış alternatifi yaratmış olursunuz ve onun koordinatlarına kayarsınız. Hem bu dedenin hayatınızda yaşlı bir insan olarak yer aldığı anıları, hem de daha genç versiyonun ölümüne yol açma durumunun anılarını yan yana zihninizde taşırsınız.”

Lemol arka sıralardan elini kaldırdı. “Peki öyleyse bunca tehlike nereden geliyor? Asu bize işlerin büyük hızla, çok fazla çirkinleşebileceğini söyledi. Bu teknolojinin bir çığ başlatıp insanlığın sonunu getirebilecek kadar kötüye kullanılabileceğini anlattı. Hem de yavaş, işkenceli ve kendi kendini imha eden bir şekilde olabilirmiş bu.”

“Bu doğru,” diyerek başıyla onayladı Dawnian ekip lideri. “Örneğin Spil’in bilim insanlarının şu sıra yaptıklarına bakın. Eğer kendi hallerine bırakılsalar, bu gezegenin tüm ekosistemini gözlerini bile kırpmadan çökertebilirler. İstismar mantığıyla hareket eden aşırı toplayıcı tipler, tüm uzay-zaman koordinatlarına yayılma imkanları yokken bile, sürdürülebilir insan yaşamı için yeterince tehdit oluştururlar. Sırf karakter zoruyla olaylara ağırlıklarını koymak için muazzam yöntemler tasarlayabilirler. Ortamları yanıltıcı gündemleriyle boğup içinden çıkılmaz kafa karışıklıkları üreterek, inanılmaz sayıda fraktali çökertip yok oluşa göndermişlikleri vardır.”

Nasıl, diye bir soru geldi ve Dawnian lideri açıkladı. “Aşırı toplayıcı tipler, diğer insanları her zamanki kaldıracı kullanarak esir eder: Bireyler arası güvensizlik, yani çıkagelecek birinin varlığınızı sarsabileceğine dair temel korku. Bu korkuyu alıp çeşitli şekillerde incelikle işlerler ve yüksek kazançlı finansal yamyamlığın her türünü tutkallamakta kullanırlar. Toplumlarda bu korkuyu büyütürler ve her yatıştığında yeniden alevlendirirler. Bir araya gelip şebeke oluşturur ve aldatmaca örüntüleri kurarlar. Aşırı vergilendirmek ve aşırı ödeme toplamak için ikna edici söylemler üretir ve harcama kalemleri icat ederler. Uzay yolculuklarını aşırı regülasyon altında tutar, uzay araçlarını enerji bağımlılığında muhafaza ederler. Üretim verimlerini baskılamak için hayat akışlarını gereğinden fazla denetimde tutarlar. Bağımsızlaştırıcı bilgi ve teknolojilerin toplumlara yayılmasına engel koyarlar. Zihinleri aşırı yorgun bırakmak ve bağımlı tutmak için uygulamalar dayatırlar. Kısacası kanserli doku gibi hareket ederler. Sonunda konaklarını öldürür ve kendilerini de onunla birlikte yok ederler. Bunun olacağını kestiremezler çünkü insan-ötesine geçip tanrılığa ulaşma hayalleri beslerler ve dışarıda kendilerini taşıyacak, ortak gerçekliği yaratan zeka sahiplerinin zihinlerinden bağımsız, objektif bir evren olduğunu sanırlar. Eğer bu zihniyet şebekesini bir de zaman koordinatları üzerinden birbirine bağlarsa, oluşturduğu kanseri daha da geniş boyuta yayarak örme ve katmanlandırma yoluna gidecek, herşeyi hızla ‘sürdürülebilir varoluş’la bağdaşmaz hale sokacaktır.”

“Anlaşılan çoktan mahvolmuşuz da henüz farkında değiliz,” dedi isyancılardan biri. “Bu azgın çıkmazdan kurtulmanın hiçbir yolu var mı ki?”

“Evet, temelde tutkal görevi yapan anahtar öğeyi yok ederek çözülür: Korku ve türevleri direkt olarak yüzleşme yoluyla tüm sistemden temizlenebilir. Bu temizlik sonucunda yorgun zihinler kendini toplama fırsatı bulur. İnsanlar bu sayede birbirine ihanet etmeyi, birbirlerini aşırı toplayıcıların eline teslim etmeyi keserler. Kısır döngü kırılmış olur. Elimizdeki yeni kanıtlar, bu kırılmanın belli bir eşik miktarından itibaren, kanser ve konak arasında bir frekans çatlağının oluştuğunu ve aralığın gittikçe açıldığını gösteriyor. Oluşan uzaklık kanserin kendini, konağı harcayarak beslemeye devam etmesini imkansız hale getiriyor. Böylece konak özgürleşiyor.”

Özgürleşme sözcüğü bölgeyle ilgili yerel açmazları hatırlatmıştı. “Yerel sistem bilimcilerinin tüm gezegeni mahvetmelerini engelleyebilir misiniz?” diye sordu bir isyancı.

“Deneyleri yürütmekte olan kişilerle görüşme yapmaya giden bir ekibimiz daha var,” dedi Dawnian. “Bilimcilerin buna olan yanıtları ve kararları, gelişmelerin bir sonraki basamağını belirlemekte rol oynayacak. Buradaki nihai amacımız, gezegeniniz toplumuna ve ekosistemine gelebilecek potansiyel zarardan kaçınarak geçiş sürecini yürütmek.”

İsyancı liderlerinden biri elini kaldırıp sordu. “Bu konuyu neden bize getirdiniz? Zaman yolculuğunu kurcalayan bilimcilerle görüşmeye girmenizi anlarım, ama neden biz? Kucağımıza aşırı veri yüklemesiyle birlikte gelen yeni ve kocaman birşey atmış oluyorsunuz. Bizim bütün bunları duymaya uygun ve hazır olduğumuza neye göre karar verdiniz?”

“Çünkü bunlar sizin gezegeninizde, burnunuzun dibinde olup bitiyor,” dedi Dawnian ekip lideri, “Ve kimse hayatının pervasızca yalanlar söylenerek idare edilmesini istemez. Eğer denklemde oyunu kökten değiştiren bir teknoloji varsa, yüksek ahlaki değerler artık sağkalım aracı haline gelir. Yabancı canlı türlerinin çevrenizde belirdiklerine şahit oldunuz. Bilimcilerinizin bunun üzerinde on yıldır çalışmakta olduğuna dair söylentiler dinlediniz. İkiyle ikiyi bir araya toplayabiliyorsunuz. Sadece hayal güçlerinize kalmış şekilde körce yaşamak yerine, şimdi hayatlarınız için bilgiye dayanan kararlar verebilirsiniz. Eğer bunun için henüz hazır olmadığınızı düşünüyorsanız, hazır hissedene dek herhangi bir geçiş durumunu erteleyebilirsiniz. Şimdilik kaydıyla bütün bunları unutup hayatınıza devam edebilirsiniz.”

“Bunları duyduktan sonra böyle birşeyin imkansız olacağını biliyorsunuz,” diye karşılık verdi isyancı lideri. “Eğer bu sizin standart prosedürünüz ise, sonunda her yerden ve zamandan çıkan sürüyle ayak takımından serserinin, yüksek düzeyli yerleşimlere doluşmasıni ve oraları da boğup mahvetmesini izleyeceksiniz demektir.”

“O boğulma ve mahvedilme durumu, bu teknolojinin yanlış ellere geçmesine izin verildiği taktirde daha hızlı gerçekleşiyor,” dedi Dawnian. “Sizin vakanızda yerel sistem bilimcileri, ekosisteminizi tehlikeye sokmakla kendilerini yanlış el olarak öne çıkardı bile. Onların ilerlemesinin önünü direkt olarak kesip, ne sizin ne de bir başkasının haberi bile olmadan herşeyi kapatabilirdik. Benzerini uzay-zaman çapında filizlenen tüm araştırmalara uygulayıp geçebilirdik. Standart prosedürümüz olarak bunu görmeyi tercih eder miydiniz?”

“Hayır,” diye kabullendi isyancı lideri. “Belli ki bu da hiç uygun bir yaklaşım olmazdı.”

Dawnian başıyla onayladı. “Buna başvurmak zorunda kaldığımız vakalar da oldu. Hem de sırf adayın potansiyel tehlikeyi anlamasını nasıl sağlayacağımızı bulamadığımız için. Ancak yüksek ahlaki değerler açısından, eğer mümkünse bu tercih etmeyeceğimiz bir opsiyondur. Sonsuza kadar başkaları üzerinde tanrıcılık oyunu oynamaya hiç isteğimiz yok. Eğer olsaydı biz kendimiz de yanlış eller haline gelirdik.”

“Nereden yola çıkarak bunu söylediğinizi anlıyorum,” dedi isyancı liderlerinden bir diğeri. “Ve şahsen bu yaklaşımınızı taktirle karşılıyorum. Bizdeki problem şu ki… Yani bu kamptaki her bir isyancı arkadaşım için hayatın birçok alanında gözümü kırpmadan kefil olabilirim… Ama buna gelince… Yani her birinin uzun vadede bu konuda hata yapmadan durabileceğine ihtimal veremiyorum. Aslında bana sorarsanız, belki de hazır işe koyulmuşken bu konuda tanrıcılık oynamayı sürdürmeliydiniz… Çünkü insanlığın bu işe bilinçle sahip çıkmaya hazır hale geleceğini asla düşünemiyorum.”

Dawnian lideri gülümsedi. “Güveniniz için teşekkür ederiz. İnsanlara gelince, bunu öyle ya da böyle bir şekilde öğrenmeleri gerekecek. Elimizdeki, oyunu kökten değiştiren teknolojilerden sadece bir tanesi. Ufukta gelen başkaları da var. İnsanlığın her üyesinin kendine has yoluyla ne gerektiğini çözecek ve uygulamaya koyacak yetisi vardır, hem de istisnasız olarak. Rüzgarda savrularak mı yaşayacağına, yoksa kayacağı fraktali kendi iradesiyle mi seçeceğine karar vermek her bireyin kendisine kalmıştır.”

Bir anlık sessizlik oluştu. İkinci konuşan isyancı lideri, konuyu kamp halkının geri kalanına açmak konusunda ikircikliydi. Hiç değilse yerel sistemin diğer Dawnian ekibine nasıl yanıt vereceğini görene kadar beklemelerini öneriyordu.

Bu arada Ven, Asu’ya yaklaşıp fısıldayarak sordu. “Şu yaratıklar hakkında… Beni ısıran mesela… Taşımakta olabilecekleri yabancı bakterilerden dolayı ne kadar tehlikede olduğumuzu bilmenin bir yolu var mı?”

“Başka herhangi bir patojenden ne daha azdır ne de daha fazla,” diye fısıldadı Asu. “Sana antibiyotik verilmişti, değil mi?”

“Evet, ama ya bizim antibiyotikler yabancı spektrumu kapsamıyorsa?”

Asu başını iki yana salladı. Yabancı patojen demek insanın bağışıklık sistemi için bir hedef daha demektir, diye düşündü. Ama bunu kaygılanmaya karar vermiş bir zihne nasıl anlatırsın?

“Senin yaratık karbon bazlı bir ekosistemden gelen bir memeliye benziyordu,” diye fısıldadı Ven’in kulağına. “O kadar da yabancı düşecek pay yok anlayacağın. Sadece kendini farklı şekillerde düzenleyen aynı temel malzeme söz konusu. Bu farklılaşma aşırı uçlarda olabilir evet, ama ille de dramatik sonuçlara yol açacak diye bir şart yok. Bakne diyeceğim… Bana bir miktar saf gümüş bulabilir misin?”

“Ne kadar saf?”

“Çok saf. Nokta dokuzyüz doksan dokuz cinsinden.”

Ven sırıttı. “Sen ve şu çılgın metallerin.”

“Evet. Sana biraz kolloid gümüş yapabilirim. Karbon bazlı patojenlerin bilinen en geniş spektrumunu kapsar bu.”

Toplantıya ara verildiği duyuruldu. Lemol, Akria ve Ven’e, şimdilik kampın geri kalanına bilgi aktarmamaları için isyancı liderleri tarafından talimat verildi. Asu Dawnian liderine yaklaşarak önce teşekkürlerini iletti, sonra aklına gelen bir fikri Zaman Üssüne danışmak için iletmesini istedi.

Dawnian lideri üs ile haberleşmeyi başlattı, sonra ona direkt iletişime devam etmesi için bir portatif cihaz verdi. Sonuçlar Asu’nun beklediğinden daha hızlı geldi. Bir optimizer onun önerisini analizden geçirmiş ve çıkan sonuca hayret etmişti.

“Böyle bir önerinin tüm püskül ve saçaklarıyla, tam tekmil bir proje haline gelmesini beklerdim,” dedi optimizer. “Ancak ilginç bir şekilde, neredeyse hiç risk oluşturmadan uygulanabilir gibi görünüyor. Birşeyler olduğuna yemin edebilirim, daha önce eşi görülmemiş bir yüksek kararlılık döneminden geçiyoruz. Aslında bilinen anlamıyla hiçbir paralel veya alternatif olmadığını ilan etmemize şu kadar kaldı. Her beynin koordinatlarda hoplayıp zıplayarak oluşturduğu kendine has bir alternatif ürettiği, insanlar arasında sosyal olarak etkileşenin ise yalnızca bir tür avatar fonksiyonu olduğu sonucuna ulaşılırsa hiç şaşırmayacağım. Bu arada sana bu işi yaparken ÇemberKıran ile bağlantıda kalmanı öneririm, sırf önlem olsun diye. Böyle bir zamanda herhangi bir sızıntıyı en hızlı o tespit eder ve bize uyarı gönderebilir.”

“Anlaşıldı,” dedi Asu. “Ayırdığın zaman ve hızlı yanıt için teşekkürler.” ÇemberKıran’ın zaten konuyu dinlemiş olduğundan emindi. “Orada mısın?” diye sordu.

“Elbette,” dedi hibrit ses. “Ön toplantı sırasında da sizinle beraberdim. Arka planda sessiz kaldım çünkü Spil sakinlerinin önünde zaten sindirmeleri gereken yeterince aşırı bilgi yüklemesi mevcut.”

“Ah, öyleyse bu aşamada seni onlara tanıtmakta acele etmemeliyim?”

“Evet lütfen.”

“Anlaşıldı,” dedi Asu tekrar, onun varlığının sıcaklığını hissederek. Geri dönüp kadınların yanına gittiğinde, Lemol onu bir kulağından diğerine uzanan geniş bir sırıtışla karşıladı. “Sana büyünü yapabilmen için bir miktar gümüş bulduk. Birkaç parça çinko, demir çiviler, kaya tuzu da var.”

“Size büyüyü kendinizin nasıl yapabileceğinizi göstereceğim,” dedi Asu. “Ben yokken bile kendiniz üretmeye devam edebileceksiniz. Gümüş nereden geliyor?”

Ven’in arkadaşlarından biri, saf gümüşten bir çay kaşığını bağışlamayı kabul etmişti. Grafit çubuklar da Dawnian ekibinin malzeme çantalarından geliyordu. Bu kez ortamda pil yoktu, o yüzden Asu güneş enerjili, düşük amperajlı DC güç kaynakları ayarladı. Elektroliz işleminin nasıl çalıştığını tarif etti ve işi bizzat yaparak öğrenmeleri için elektrodları kadınlara kurdurttu. Kolloid gümüş için işlem biraz farklıydı. Onun suyu tuzsuz ve içilebilir olacak, en az altı voltluk DC güç gerekecekti ve her iki elektrod yerine de aynı gümüşün iki ayrı parçası gelecekti.

Bir çift Dawnian ekip üyesi de işlemleri izlemekteydi. “Eskiden olsaydı bunun gibi bir öğreti seansını bu kadar çabuk ayarlayamazdın,” dedi bir tanesi Asu’ya. “En azından koca bir projeyi başlatmadan olmazdı, kalabalık bir dizi hesaplama ve ince ayarlı planlama gerekirdi. Eğer bu yeni değişim devam ederse, bütün uzay-zaman sürekliliği, risklerin başa çıkılabilir düzeylerde kaldığı koca bir oyun sahası haline gelecek.”

“Aklımıza sokulmuş tüm yanlış girişleri ve onların kabarık sonuçlarını kenara süpürebildiğimizi düşünsenize,” dedi Asu. “Hayatlar dolusu vakti yanlış algılanmış işlerde harcayacağımıza, sonunda gerçek işlere eğilmeye başlardık.”

“Görünüşe baılırsa zaten o yönde ilerliyoruz.”

“Her yerden ve zamandan, uyum sağlayabilecek her birey bir araya gelip fonksiyon yürütebilecek. Müthiş olur…” Asu Ven’e, elektrolizle çıkan kolloid gümüş çözeltisinin bir bölümünü uzattı. Bu işlem en çabuk bitenleriydi, çünkü tekrarlı çöktürme ve tuz yıkama gerekliliği yoktu .

İlk patlamayı da işte tam o sırada duydular. Yüksek sesli bir gümlemeden çok havada birden açılarak titreşen, keskin ve estiği yeri cızırdatan bir patlama sesiydi. Ardından birkaç tane daha takip etti, derken kamp sınırına yakın bölgedeki iki karavanın birer bölümü yanıp ortadan kayboldu.

Yerleşik sistem, isyancı kampını ortadan kaldırmaya karar vermişti. Bunun için kullandıkları ışınların haline bakılırsa, bu kez niyetlerinin gerçekten bozuk olduğu açıkça belliydi.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Çocukluğundan beri yaşamı bilimkurgu üzerinden çözmüş, dünyayı ve evreni bilimkurgu kanalıyla anlayıp öğrenmiş, sonra da aynı alanda kendi üretimlerine girişmiş Türk yazarı. Ülkemiz edebiyat tarihinin ilk Evren Tasarımcısı, ilk Beşleme roman serisi olan Alacaşafak Pentolojisi'nin yazarı. Doktor. Sertifikalı psikolojik danışman. Uzakdoğu sporcusu, uzman: Kas Gücü Düşük Taraf İçin Saldırıdan Sağ Kurtulma Yolları. Kitap: Şiddetten Kurtul. Plazma enerjisi üzerine bilimsel araştırmacı, Arama kurtarma gönüllüsü, yerel gazetede araştırmacı köşe yazarı, İngilizce-Türkçe bilingual yazar.



Facebook Yorumları

Yorum