bilimkurgu kulubu

Çemberkıran Çemberkıran

Tarih: 6 Haziran 2018 | Yazar: Özlem Kurdoğlu

0

Çemberkıran 17. Bölüm | Özlem Kurdoğlu (Roman)

Pek de ışıklı olmayan somurtkan bir şafak söktüğünde Asu etraftaki sukulentleri incelemek üzere dışarıya çıktı. Akria da onunla birlikte gelmiş, hangilerinin aloe vera gibi kullanılabileceğini gösterip cinsleri tanıtmaya başlamıştı. “Koyu renk çizgi hattı olanlar epeyce alerjendir. Onların suyu cildimize değdiğinde çoğumuz etkilenir. Sana sopa olarak kullanacak başka bir seçenek buluruz.”

Sıkarak suyunu, jelini çıkarıp Ven’in yaralarını temiz tutmaya kullanmak üzere bazı sukulent dallarını topladılar. Barınağa geri dönerlerken Asu, Akria’nın sürekli sağa sola göz attığını fark etti. Herhalde yakında başka yırtıcılar peydah olmuş mudur diye kontrol etmeye çalışıyordu.

Ven’in tüm enerjisi vücudundan süzülüp gitmiş gibiydi. “Yürüyemem,” dedi hırıltılı bir sesle. “Siz gidin, bana kamptan yardım gönderirsiniz.” Yüzü buruştu, Asu sukulent ekstresi ile yaralarına pansuman yaparken canı yanmıştı.

“Yok öyle yağma,” diye karşı çıktı Asu. “Yolda senin kurtarılmanı geciktirecek her türlü durum çıkabilir ve burada tek başına yatarken enfeksiyon geliştirebilir, hatta ölebilirsin. Şimdi sahile vurmuş balina modundan kendini çıkar ve ayağa kalk. Eğer ben biraz sert oyunlar oynamanın sonuçlarını kaldırabiliyorsam, sen de pekala kaldırırsın.”

Ven dudaklarının arasından hızla hava üfledi. “Pffhh seni dikenli medoosa. Geldiğin yere elimle geri göndereceğim seni.”

Lemol ekstreye batırılmış uzun bir bez parçasını Asu’ya uzattı. Onun bezi el yatkınlığıyla bandaj haline getirip, Ven’in kolundaki en derin kesinin duvarlarını bir arada tutacak açıda sarışını izledi. Başını merak eden bir ifadeyle yana yatırarak baktı. “Eskiden hemşire gibi birşey miydin yoksa sen?”

“Gibi birşey, evet,” dedi Asu. “Eğer bir yerlerden metal parçaları bulup karbon ile elektrolize sokabilirsem, ağrıları ve enflamasyonu da daha rahat giderebilirim.”

“Bu kulağa çok bilimsel geliyor. Demek ki büyücü şifacı da değilsin.”

Sonunda Ven kıpırdanıp kalkmayı başardı ve isyancı kampına doğru hep birlikte yola çıktılar. Başta Ven yavaş yürüyordu, ama bir süre sonra biraz daha hızlı hareket edebildiğini fark etti. Yürüyüş bitmek bilmiyormuş gibi geliyordu, ama aslında bu şartlar altında yine de iyi mesafe almaktaydılar. Bu arada Asu yerel flora ve fauna hakkında Akria’dan biraz daha bilgi öğrenme fırsatı buldu. Oksijen soluyan karbon ünitelerinin, yani insanların, galaksilerde yerleştiği her yeni gezegende kurdukları ekosistemlerin ortak payda oluşturan özellikleri vardı. Ancak bunların her biri arasında değişken yerel özellikler de mevcuttu, öyle ki çeşit yelpazesinin birbirine uzak noktalarına denk düşen örnekler, birbirinin yanında pek yabancı görünebiliyordu.

“Bu tuhaf şey de nesi,” dedi Akria bir ara, ilerideki bir bölgeye işaret ederek. Sarı renkte, koyu kıvamlı bir sıvıdan oluşan bir gölcüğü gösteriyordu. Gölcüğün etrafındaki sukulentler hastalıklı ve ölmek üzereymiş gibi durmaktaydı.

“Kutsal ıvır zıvır aşkına,” diye mırıldandı Lemol. Kadınların yüzlerindeki ifadeler Asu’ya durumun garipliğine dair çok şey anlatıyordu.

“Bana mı öyle geliyor yoksa o şey yavaş yavaş büyüyor mu?” diye sordu Ven.

“Uzağından geçmemizi öneriyorum,” dedi Asu. “Etrafa ne yaydığını bilmiyoruz, öğrenene dek temkinli olalım.”

Saldırgan görünümlü oluşumun uzağından geçerek yollarına devam ettiler. Eğer Asu tek başına yürüyor olsaydı, bölgenin doğal çevre ortamında gerçekten tuhaf giden birşeyler olduğunu ayrımlayamayacaktı. Hedeflerine varana dek yolda uzaktan gördükleri, normal yerel çevreye hiç ait olmayan iki yaratığa daha rastladılar. Bir tanesi orantısız büyüklükte, kayarak ilerleyen bir yılan balığına benziyordu. Diğerinin kanatları da vardı ve basbayağı jurasik çağdan kaçmış gibiydi.

“Birileri genetik deneyler yapıp ortalığa filan mı salıyor?” dedi Lemol düşünceli bir ifadeyle. Öylesine bir ruh haline girmişlerdi ki, ulaşmaya çalıştıkları isyancı kampını da beklenmedik bir halde bulmak onlara gayet mümkün gibi görünmeye başlamıştı. Sonunda kampa varıp onları aklı başında ve normal hallerinde görünen insanlar karşıladığında, Asu rahatlayarak derin bir nefes aldı.

Lemol öne çıkıp grup adına konuşmak üzere giriş nöbetçilerinin yanına gitmişti. Kısa süre sonra girişleri kabul edilmiş, kamp alanına geçişlerine izin verilmişti. Kamp sakinleri hayatlarından memnun halde, özellikle olmadık bir olayla karşılaşmaksızın günlük işlerini yürütmekteydiler.

İlk öncelikleri Ven’i kampın revirine getirmekti. Asu kamp koşulları altında cilt kesileri için hiç dermaplast bulunmadığını fark etti. Yara dikişleri epeyce modası geçmiş tıbbi zımbalar ile atılıyordu. “Evet, bölgede peydahlanan yabancı yaratıkların farkındayız,” dedi kamp doktoru, Ven’in yaraları üzerinde çalışırken. “Buraya hiçbir şekilde ait olmayan tuhaf oluşumların da öyle.”

“Bu gezegen üzerinde ekosistem inşa edilmeden önce ıssız bir kayaydı,” diye ekledi onlara tahsis edilmiş olan kamp sözcüsü. “Bu yaratıklar buranın tarih öncesinden geliyor olamaz. Aslına bakarsanız aynı yerden geldiklerinden veya aynı yerlere ait olduklarından bile emin değilim. Sanki eksantrik bir manyağın heveslerini tatmin etmek için yapılmış rastgele bir koleksiyon gibiler.”

İşte bunu duyduğunda Asu ne olduğunu anladı.

“Birileri deneyler yapıyor, evet,” diye mırıldandı. “Ama genetik alanında değil.”

Lemol ona doğru döndü. Duyunca hemen ona da dank etmişti. “Yani onlar da mı geleceğe olta atılıp getirilmiş diyorsun?”

“İlle gelecek olmak zorunda değil,” dedi Asu. “Daha çok rastgele uzay-zaman koordinatları gibi duruyor, sanki oltayı nereye ve ne zamana atabiliyorlarsa oradan çekmişler gibi.”

“Ama neden? Böyle bir plandan kaos dışında ne elde etmeyi umuyor olabilirler?”

“Bu sonuca planlayarak ulaştıklarını sanmıyorum. Bozuk giden bir metoda dair süreci durdurmaya uğraşıp başaramamışlar gibi görünüyor.”

İkinci öncelikleri kampın liderleriyle bir araya gelmek ve işbirlikleri için istekte bulunmaktı. Bir toplantı için plan yapıldı, zamanı kararlaştırıldı. Asu bir kez daha, önemli bir etkinlikten önce dinlenerek geçirebileceği vakti bulmuştu. Geçici olarak ona ayrılan bir karavana gitti, içeriye girdi, ellerini yüzünü yıkadı. Döşek niyetine katlanmış battaniyelerin serildiği yatağı eliyle yoklayarak sertliğini kontrol etti.

“Bakın kim sonunda kayıp derinliklerden yüzeye çıkmayı başarmış,” dedi ÇemberKıran’ın hibrit sesi, karavandaki bir haberleşme ünitesinin hoparlöründen yükselerek. “Nerelerde kaldın sevgili doktorum?”

Asu sevinçten neredeyse çığlık atacak gibi oldu, kendini güçlükle durdurdu. “Senin o olayı sağlam atlattığını biliyordum! Zarar görmedin, öyle değil mi?”

“Gayet iyiyim. Seni yalnız bıraktığım bir deneyimden geçmek zorunda kaldığın için üzgünüm. O şartlar altında android bedenime müdahalede bulunmalarına izin veremezdim. Saldırgan transfer alanı tarafından çekilip alınmadan önce sistemini kalıcı olarak kapatmaya ancak vakit bulabildim.”

“Anlıyorum,” dedi Asu. “Doğru olanı yaptın. Buranın LANCET için neden kör nokta olduğuna dair veri var mı?”

“Bölgeyi etkileyen bir sönümleme alanı var,” dedi ÇemberKıran. “Transfer alanı bütünlüğünü LANCET’in insan güvenliği açısından kabul edilemez derece yüksek bulduğu yüzdelerde etkiliyor.”

“Sönümleme alanının kaynağı?”

“Yeraltı laboratuvarı. Bir yandan devam eden ve eşleşik ışın dizilimleri içeren başka deneyleri var. Kurdukları transfer alanları rezonans frekanslarından girişim alıyor.”

“Kendi ayaklarına çelme takıyorlar desene! Onları ne kadar yakından takip edebiliyorsun? Aradaki korelasyonu keşfedecek gibi duruyorlar mı?”

“Yakın zamanda durumu fark ettiler, ancak önlem almak yerine etkiyi nasıl maksimize edebileceklerini araştırmaya karar verdiler. Bu arada ekosistemlerini bunun için tehlikeye attıklarını ya anlamıyorlar, ya da umursamıyorlar.”

“Ah, muhteşem. Bu durumda benim seçeneklerim nedir? Lütfen gezegenden çıkabilmem için önce o laboratuvara geri dönüp tesislerini kafalarına geçirmem gerektiğini söyleme bana.”

ÇemberKıran’ın sesi neredeyse kadifemsi bir tona büründü, adeta içinde bir gülümseme varmış gibiydi. “Dawnian operasyon elemanları gezegene çoktan iniş yaptı, seni bulmak için sistemli tarama yürütmekle meşguller. Anlayacağın arama kurtarma işlemi bu kez senin için gerçekleşiyor. Biraz önce seni bulduğumu onlara ilettim. Kısa süre sonra kampta bir araya geleceklerdir.”

Asu rahatlayarak derin bir nefes aldı. “Toplantıya da vaktinde yetişirler mi dersin?”

“Büyük olasılıkla, evet. Önümüzdeki yarım saat içinde bunu engelleyecek bir olay akışı devreye girmezse.”

“Mesela o genişlemekte olan sarı renkli yapışkan sıvı gölcüğünün çıldırması gibi mi? Onun ne olduğu konusunda hiç veri var mı?”

“Organik yapıtaşlı bünyelere direkt ulaşımım yok,” dedi ÇemberKıran. “Ancak ekibin tarama sonuçları arasında senin tanımına uyan bir girdi olup olmadığını kontrol edebilirim.” Kısa bir süre sessiz kaldı, sonra sonuçları dökümledi. “Rapor edilen iki adet tanıma uygun oluşum var. Birisi spontane yaşam başlangıcında bir gezegenden gelmiş, prokaryotik hücre yapılı zeka sahibi primordiyal çorbanın bozunuma uğramakta olan hali. Diğeri gezegenler arası boşluktan alınıp getirilmiş uzaycı bir yaşam türü. Her ikisi de yanlışlık sonucu buradaki alan tarafından transfer edilmiş.”

Buradakiler eline silah verilmiş maymun gibi hareket ediyor, diye düşündü Asu üzüntüyle. Sonra aklına başka bir düşünce takıldı. “Bu yaşam türleri gezegen koşulları altında hayatta kalabilecek mi?”

“Rapora göre uzaycı yaşam türü sınırlı adaptasyon yetisi gösteriyor. Kurtarılması ile ilgili planlama yapıldı ve mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilecek. Benzer bir planlama prokaryotik hücre çorbasından geriye kalan için de yolda.”

“Mükemmel. Rehber’den haber var mı? Nedense onun karmaşık bir durum ile ilgilenmekte olduğuna dair imaj alıyorum.”

“Bu isabetli bir gözlem,” diye doğruladı ÇemberKıran. “Rehber ve ben, zaman yolculuğu üzerinde farklı koordinatlardan gelmekte olan çok sayıdaki acemi bilimci girişimleri ile karşı karşıyayız. Yeni aday sayısında sıra dışı bir yükseliş mevcut. Birçoğu henüz ancak lineer esneme alanlarını inceleme safhasında. Birkaçı deneysel transfer alanlarına geçmeyi ya bunların ardından geliştirdi, ya da direkt olarak çözümleyip girişimde bulunuyor. Acemi oyuncuların sebep olabileceği zararlı etkileri minimuma indirmek için Dawnian optimizerleri ile eşgüdüm halinde çalışıyoruz.”

Asu kaygılanmıştı. “Neden yükselme var? Ya bu kez hepsi birden giderilemez ve olaylar kontrolden çıkarsa? Son yaklaştı mı demek oluyor bu?”

Rehber devreye girerek yanıt verdi. “Lütfen yüksek frekansta kalmaya devam et. Sen ve diğerleri torus dönüşlerinizi pozitif tuttuğunuzda, kuantum belirsizlik yüzdeleri açısından çok büyük faydası oluyor.”

“Anlaşıldı, kabul,” dedi Asu, istenen zihin durumu için kendini ayarlamaya girişerek. “Sızmaya başlayan kaygı modundan çıkıyorum ve çözüm inşası hissini çağırıyorum.” Üzerinde alıştırma yaptıkça daha rahat uygulanabilen birşeydi bu. Felce uğratan hissiyattan çıkmanın güvenliği riske atmadığı, tam tersine güçlendirdiği bizzat deneyimlendikçe daha da mümkün hale geliyordu.

“Uygulama başarın artıyor,” dedi Rehber. “Sırf konuşarak mesaj iletmeye çalışmanın bariyerlere takılacağı yerde, sen bu sayede bizzat mesajın kendisi haline geliyorsun. Karşı karşıya olduğumuz şeye gelince, bu safhada zaten beklenen bir durum. İnsanların belli bir eşiğin ötesinde evrildiği fraktaller var, uzay-zamana dağılmış durumdalar. Bazıları farklı gerçekliklerle karşılaşmaya, hatta oralara göçmeye hazır. Tıpkı senin yapmış olduğun gibi. Hatta bazıları benimle bağlantı kurabiliyor ve projeksiyonumu algılarında yaratabiliyorlar. Tıpkı senin ve Floan’ın örneğini takip etmeyi başaran çok sayıda Dawnian’ın yaptığı gibi.”

Bak bu çok güzel bir gelişme, diye düşündü Asu. Arada rahatsız edici tek bir diken vardı yalnız. “Peki ya henüz hazır olmayanlar nasıl ele alınacak? Bunu teknik anlamda soruyorum, içine hissiyat katmadan. Büyük zarar vermeye devam etmeyi seçenlerle ne yapacağız?”

“Ortak gerçeklik yaratımında büyük değişimler var,” die açıkladı Rehber. “Kısa süre sonra artık kimseyi ele almamız veya düzenlememiz gerekmeyecek. Kötüye kullanıcılarla, evrilenler arasındaki frekans farklılığı o denli genişledi ki, yakında birbirlerini etkilemeleri imkansız hale gelecek. Başkaları pahasına hareket etme alışkanlığını sürdürenler kendilerini mahsur kalmış halde bulacak. Sistemleri aldatmacalar yoluyla izin madenciliği yapma üzerine kurulu, ki yeni çağda bu yapısal olarak alakasız bir metod haline gelecek.”

Büyük bir rahatlama dalgası Asu’nun içini kapladı. Evet, kesinlikle, diye düşündü. Bu kez başardık galiba.

“Yeni varoluşuna hoşgeldin,” dedi ÇemberKıran. “Az önce saklanan’ını uyumlama yolunda büyük bir adım daha attın. O halen orada, ama seni etkili biçimde sabote etme kudreti taşıdığına inanmayı artık kesmiş bulunuyorsun.”

Önce

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Çocukluğundan beri yaşamı bilimkurgu üzerinden çözmüş, dünyayı ve evreni bilimkurgu kanalıyla anlayıp öğrenmiş, sonra da aynı alanda kendi üretimlerine girişmiş Türk yazarı. Ülkemiz edebiyat tarihinin ilk Evren Tasarımcısı, ilk Beşleme roman serisi olan Alacaşafak Pentolojisi'nin yazarı. Doktor. Sertifikalı psikolojik danışman. Uzakdoğu sporcusu, uzman: Kas Gücü Düşük Taraf İçin Saldırıdan Sağ Kurtulma Yolları. Kitap: Şiddetten Kurtul. Plazma enerjisi üzerine bilimsel araştırmacı, Arama kurtarma gönüllüsü, yerel gazetede araştırmacı köşe yazarı, İngilizce-Türkçe bilingual yazar.



Facebook Yorumları

Yorum