bilimkurgu kulubu

Çemberkıran cemberkiran

Tarih: 23 Mayıs 2018 | Yazar: Özlem Kurdoğlu

0

Çemberkıran 15. Bölüm | Özlem Kurdoğlu (Roman)

Asu ÇemberKıran’ın vücudunu, neden tepkisiz olduğunu çözmeye çalışarak kontrol etti. Etkilenenin sadece insansı android beden olduğunu, bilinç sahibi yapay zekanın onu hareketlendiren ve çalıştıran bölümünün bir zarar görmediğini umuyordu.

Bir grup insan etraflarında belirdi. Bazılarının ellerinde ikiliye doğru tuttukları silahlar vardı. Buyur sana rahatsız edici gelişmelerin sarsamayacağı yerde, kendinden memnun halde tünemek, diye düşündü Asu, silahlara gözlerini dikerek. Arama kurtarma operasyonları için dolaştığı onca uzay-zaman koordinatlarında gördüğü silahların hiçbirine benzemiyorlardı.

Dillerini az çok tanımıştı yalnız. İnsan yerleşimlerinin çoğunda kullanılan standart galaktik dilin aynısıydı, yalnız yerel aksan olarak kulağa yuvarlatılmış ve boşluklu geliyordu. Adamlardan biri Asu’ya yaklaşıp kollarını arkadan sertçe yakaladı, onu kaldırdı ve ÇemberKıran’ın vücudundan uzağa doğru çekti. Bir diğeri elindeki bir cihazla android vücudu taramadan geçirdi, sonra da bunun kalıcı olarak hasarlanmış ve bitik durumda olduğunu bildirdi.

Gruptaki diğer bir adam silahını kaldırdı, ÇemberKıran’ın vücuduna doğrulttu ve ateşledi. Parçalayıcı bir enerji akımı android bedeni sardı, birkaç saniye içinde gözden yiterek kaybolmasına sebep oldu.

Asu tepki bile veremedi, bağıramadı, hiçbir şey söyleyemedi. ÇemberKıran’ın büyük olasılıkla güvende olduğunu biliyordu, ama bedeninin bu şekilde öldüğünü görmek, ruhunda geri dönülmez kayıp karşısında dehşete düşen bir şeyleri tetiklemişti.

Ona sorular yönelttiklerinde de uyuşmuş gibi hissetmeye devam etti. Kollarını tutmakta olan adam onu birkaç kez sarstı, boğazından ister istemez inleme sesleri kurtulmasına sebep oldu. Onlara öylece geri bakıyor, beyni anlam çıkartmayı veya herhangi bir yanıt üretmeyi reddediyordu. Elinde cihaz olan adam onu da taradı, diğerlerine şoku atlatmak için zamana ihtiyacı olduğunu bildirdi.

Onu revire benzeyen bir bölüme götürdüler, bir sedyenin üzerine yatırıp kol ve bacaklarını bağladılar. Birisi jet enjektörle ona bir ilaç verdi. Karanlık gelip etrafına sarıldı, Asu da dosdoğru onun içine daldı.

Hangi gezegenden geliyorsun, diye sordu biri karanlığın içinden. Soruya adeta istemsiz bir yanıt olarak kafasında kavramların resimleri belirdi. Arz, doğa, ekosistem, kentler, savaşlar, tünel-görüşlü şirket mantalitesinin etkisiyle oluşan boğucu değişimler.

Hangi zamandansın, diye sordu biri. Kafasında 21.yüzyıl resimleri oluştu. Zihnini yanıtsız tutmak için çaba harcaması gerekir miydi, emin değildi. Daha önce hiç kaçırılma deneyimi yaşamamıştı, çok geride kalmış yıllarında seyretmiş olduğu birkaç film dışında örnek alabileceği veri yoktu.

İnsanlarınız bilimsel gelişmeleri neden engelliyor, diye sordular. Arzlı insanları mı soruyorsunuz, yoksa Dawnianları mı, diyesi geldi. Her iki grubun da kendine göre sebepleri vardır. Arzlı şirketler insanları parmağının altında tutmak ister. Dawnianlar insanlığın gelişmesini ister, herhangi bir parmak baskısı altında kalmadan hem de.

Başka sorular da geldi ardı ardına. Bazıları Asu’ya anlaşılır geldi, bazıları gelmedi. Bir süre sonra da hepsi durdu. Karanlık yavaş yavaş geri çekildi, yerine derece derece ışık geldi. Asu gözlerini açtı, kendini bir ranzanın alt katında yatar halde buldu. Bu kez yattığı yere bağlanmamıştı. Görüş alanında başka ranzalar vardı.

“Bakh khim uyanmaaş,” dedi yanındaki bir kadın sesi. Etraftan alaycı tonlarda tezahürat sesleri yükseldi.

Asu ortamda dönmekte olan şakalaşma havasını duydu, espriler büyük olasılıkla onun pahasına sıralanıyordu. Hiç de kalkıp kimseyle yüzleşesi yoktu, ama vücudu kasılmış ve ağrılar saplanır haldeydi. Bir şekilde kıpırdaması gerekiyordu. Dirseğinin üzerinde doğruldu, bacaklarını yatağın kenarından aşağı sarkıttı.

Başını kaldırdı, ortamda galaksinin her yerindeki çeşitli ırklardan gelmiş kadınların birbirlerine ve ona laf atarak eğlendiklerini gördü. Bulundukları yer bir çeşit hapishaneye benziyordu ve kadınlar da herhalde koğuş arkadaşlarıydı.

Asu kendini kayıp hissetmeye başladı, midesi bulanmıştı. Buradan çıkıp gitmek istiyor, izin verilmeyeceğini bilmek onu depresifliğe, üzüntüye, korkuya boğuyordu

Çık o hissiyatın altından, hem de hızla, diye uyardı içinden bir ses. Yoksa torus dönüşü olarak algına, o hislere uyan deneyimler çekeceksin.

İri yarı bir kadın Asu’yu kolundan yakaladı ve çekip ayağa kaldırdı. Başka bir tanesi yine kollarını arkasından kavradı, ilk indiği o yeraltı platformundaki adamdan bile daha sıkı şekilde  tuttu. Öyle abartmıştı ki, Asu eğer bacakları tutmayıp gevşeyecek olsa bile düşemeyeceğini fark etti. Kadınlar alaycı seslerle bağırıyor, laflar atıyor, tehditkar el hareketlerinde bulunuyorlardı. Asu iyice gerilmiş, her an vücuduna bir darbenin inmesini bekler duruma gelmiş, bu şekilde yaşamaya nasıl devam edeceğini merak etmeye başlamıştı.

Kadınlardan biri Asu’yu saçının arkasından tuttu ve dudaklarından hoyratça öptü. Bir diğeri kaburgalarının altına yumruk atıp soluğunu kesti, öpen kadının suratına doğru çığlık atmasına sebep oldu. Etrafındaki alaylı bağırtı sesleri bir seviye daha yükselmiş, kulaklarına gök gürültüsü gibi gelmeye başlamıştı.

Bir kol boynuna dolandı, başını geriye doğru yapıştırdı. Asu vücudunda dolanan elleri hissediyordu. Yumruklar iniyordu. Boğazı sıkılmış, gelen hava azalmıştı. Tam kendinden geçecekti ki boğazını saran kol biraz gevşedi, ona soluğunu gürültüyle çekecek kadar boşluk bıraktı.

Bir şey adeta -klik- sesi çıkarırcasına yerine oturdu.

Felç edici korku birden dağıldı, yerini yoğun öfkeye bıraktı.

Adrenalize olmak demek dar alana sıkışmak demektir, demişti Rehber uzun zaman önce. Tıkanışa yelken açmaktan sonuç çıkmaz.

Rehber, diye düşündü Asu, zihninin uzak derinliklerine doğru bir duyarga uzatarak. Neredesin? Yardımını çağırıyorum.

Kafasında bir devreyi bulup kapattı, öfkeyi denklemden dışarıya gönderdi, tıpkı Rehber ile karşılaştığından beri yapma alışkanlığını edindiği gibi.

Üzerine yağan taciz, tırmalama, yumruklama, hırpalama yaylımına rağmen kendini özellikle, inatla gevşetti, zihnini boşalttı. Şimdi çıldırmış kadınların elinde öylece hareketsiz asılı kalmış halde duruyordu. O şartlar altında bir insanın zihnini doldurup taşırması beklenecek duygu karmaşasından eser kalmamıştı.

Şu “torus dönüşü olarak algıya, o frekansa uyan deneyimler çekmek” kavramı yeniden kulaklarını doldurdu. Onu söyleyenin de aslında kendisine ulaşmaya çalışan Rehber olduğunu anladı. O da geri uzandı, kendisine doğru yola çıkmış kalın, eflatun bir nöro-aktarım hattının uçarak geldiği görüntüsünü yakaladı.

Gözünde kendi eflatun aktarım hattını gelene doğru uzatırken canlandırdı, ikisinin buluştuğunu gördü. Temas anında bir ışık parıldadı. Gözlerine kilitlenen XND gözlerinin zihinsel resmi tüm duyularını doldurdu. Asu kanalize edilmiş veri akışının, varlığını doldurmasına ve uyumla birleşmesine izin verdi. Çeşitli uzay-zaman koordinatlarındaki XND bireylerden gelen canlı psiko-kinetik talimatları, gerçek zamanlı olarak almaktaydı şimdi.

Öylece asılı kalmış olan bacaklarını harekete geçirdi, kaldırdı, ulaştıkları kim varsa tekmelemeye başladı. Boğazındaki kol onu zaptedebilmek için tekrar sıkıca sarıldı. Asu bir kolunu çekti, başının üstünden arkaya uzandı, iri kadının başının diğer tarafındaki saçı kavrayıp yana doğru çekti, başı kendisininkinin arkasında yana doğru yatmaya zorladı.

Bu arada tekmeleri tacizci ve yumrukçuları öteye göndermişti, inat eden bir tanesi hariç. Onu ilk öpendi bu. Asu diğer kolunu da kurtarıp iki eliyle boğazındaki kola sarıldı, onu kaldıraç yaparak her iki bacağını yaylandırıp öpücükçünün göğsünün ortasına çifte tekme attı.

Bacakları yeniden yere değdiğinde öne doğru bir adım uzattı, bir eli boğazındaki kolu olduğu yere bastırarak yapıştırdı. Diğer kolunu kaldırıp geriye doğru yarım ay çizdi, iri kadının kollarının üstüne inip kavradı. Şimdi Asu da kendisini sıkıca tutmakta olan kolları sıkıca tutar hale gelmişti. XND talimatı altında bir dizini sertçe havaya kaldırarak peş peşe üçlü darbeyi kadının böğrüne gömdü. Kadını kendini çekemesin diye halen sıkıca tutarken, bir yandan dirseklerini kullanmaya başladı, ardı ardına dirsek arkları çizerek kadının kafasındaki basınç noktalarını vurdu. Kısa süre içinde iri kadın dizlerinin üzerine düşmüş, homurtulu çığlıklar atmaya başlamıştı. Asu sonunda serbestti artık.

Nedense o anda aklına bir düşünce üşüştü: Bütün ömrünü başkalarının tepkilerinden korkarak geçirmişti o. Sırf eğer yetersiz olduğuna inanırlarsa onu kendi gözünde küçültüp yok hale sokabilirler diye.

Döndü, tekmelemiş olduğu kadınlardan ikisinin yine yaklaşmaya çalıştığını gördü. Ona yüklenmiş olan XND özelliği aktive oldu. Bir zamanlar Rehan’ın saldıran Dentro canlısını kükreyerek uzaklaştırdığı o tuhaf, tekinsiz, ense tüylerini tetikleyici parıltı bir anda gözlerindeki ifadeye dolup yansıyıvermişti.

Kadınların gözleri irileşti. Geri adım attılar, acaba saldıracak mı diye merak ederek, yanıltıcı derecede ufak ve nahif görünen genç kadına tedirgin bakışlar fırlattılar.

Asu tam olarak duruşundaki hangi unsurun kadınları fikrini öyle değiştirttiğinin pek farkında değildi, ama o anda hiçbir şeyi sorgulayacak durumu da yoktu. O tüm odağını sadece XND tecrübesinin rehberliğine çevirmiş, bedeninin ve zihninin doğru yönlendirilmesi için izin kanalını etkili şekilde açık tutmakla meşguldü.

Yüksek sesli bir metal çınlaması duyuldu. Asu sesin yönüne baktı, bir kapının açılmasından geldiğini anladı. Mekanik kapı kanatlarına doğru koştu, mümkün olacak gibiyse arasından hızla geçmeye hazırlandı. Ardında bıraktığı kadınlar iyice ayaklanmış, büyük bir kargaşa yaratmaktaydılar. Asu içeriye gelmeye çalışan gardiyanların arasından yolunu açmaya başladığını fark etti. Kendisini hiç beklemeyen bireyleri boş anlarında yakalayacak zamanlamayı ve hareketleri, neredeyse elle tutulur keskinlikte hesaplayabildiğini, onların refleksif yanıtlarını uygun şekillerde karşılayarak ilerleyebildiğini görüyordu. Ona basit şekilde ateş edip öldürmeye kalkmamışlardı, belliydi ki canlı yakalamak için talimat almışlardı. Alarmlar cayır cayır ötüyordu şimdi. Diğer kadınların da gardiyanlarla mücadeleye girdiğini duyabiliyordu. Tesisin içinden geçerek koşmaya başladı. Koridorlardan, açıklıklardan, yeraltı meydanlarından geçerken halen XND talimatlarını takip ediyordu. Sağda solda şaşkınlaşmış insanlarla karşılaşıyor, birileri onu yakalayacak bir hareketi organize edemeden uçarcasına yanlarından geçip gidiyordu. Bulundukları yer içinde hapishanesi olan bir araştırma bölgesi değil, koca bir yeraltı kent merkezi çıkmıştı.

Uzunca süre yol aradıktan sonra Asu nihayet kendini dışarıda buldu. Yine ekosistem oluşturulup yerleşilmiş bir gezegenin kendine has görünümlü doğal ortamına çıkmıştı. Bu seferkinde en baskın bitki türü, yüksek boylu ve beyaz renkli sukulent bitkilerdi. Havanın kararması yakınmış gibiydi, ama görünüşler yanıltıcı olabilirdi. Hangi türde bir gezegende olduğunuzu ve bunun hangi türden bir güneşi olduğunu bilmediğinizde, gün uzunluğuna ve onun neresinde olduğunuza dair tahmin yürütmek zordu. Asu hangi yıla sürüklendiğini de merak ediyordu. Buradaki toplumda kafasını karıştıran bir durum vardı. Ekosistem kuracak kadar, hatta zaman yolculuğu için iş gören bir alan projeksiyonu üretebilecek kadar ilerlemişlerdi, ama genç kadın yeraltı kentini katederken başka yaygın güç alanı uygulamalarına rastlamamıştı.

Hızla ilerlemeye devam etti, arazide bir süre durup dinlenmeye cesaret edebileceği bir saklanma noktası aradı. Bütün vücudu yürüyen bir ağrı topu gibiydi. Sayısız yumruğun indiği künt darbe yerleri, öfkeli tırmalamaların bıraktığı kızıl izler her tarafında sızlıyordu. Paralel kan sızıntılı çizgilerden oluşan bir hat da göğüs kemiğinin üzerinden başlamış, ta kaburgalarının bitişine kadar inmişti. Ne biçim bir birikmiş öfke saldılar öyle üzerime, diye düşünüyordu Asu. Ama belki de bu aslında onların yeni gelenleri karşılama ve hiyerarşideki yerini hemen öğretme tarzlarıydı.

Bu arada XND rehberliğini gereğince izlerken kaslarını da çeşitli yerlerinden zorlamıştı. Sahip olduğunu bile bilmediği bir gücü, farkında bile olmadığı kasları sonuna dek kullanarak uygulamıştı. Kaçış sırasında dikkatini verecek durumda olmadığı ağrıları şimdi iyice hissetmeye başlamıştı, ama hayatında ilk defa bu onu hiç baskı altına sokmuyordu. Artık biliyordu ki bir durum üzerinde çalışırken ara sıra acı yaşanabilirdi ve bunun insanı fonksiyon göremez hale getirmesi gerekmiyordu. ÇemberKıran son diyalogları sırasında bunu fark ettirmişti ona, bedenini kaçırıp öldürmelerinden hemen önce.

Hafif bir yağmur atıştırmaya başlamıştı. Asu açlıktan neredeyse başının dönmeye başladığını hissetti. Riski göze alıp, Dawnian veya Arzlı eşlenikleri gibi zehirsiz ve besleyici olacaklarını umarak, sukulentlerden bazılarının üzerinde büyüyen meyveleri yedi. Bir ara kulağına koşan ayak sesleri geldi. Keşke böyle durumlar için eğitim almış olsaydım, diye düşündü. Ama öte yandan, bir insan tek yaşam süresi içinde kaç ayrı konuda gerektiği gibi eğitim almayı umabilirdi ki?

Asu kendisini kurtarmış olan nöro-aktarımsal veri akışı kanalına halen bağlı olup olmadığını kontrol etti. Onu canlı tutmak için fazlasıyla yorgun ve dikkati dağılmış durumda olduğunu biliyordu, ama yine de zihinsel duyargayı uzattı. XND klonlarından birinin kanala girdiğine ve dinlediğine dair bir resim zihnine ulaştı. Asu dinleyen XND Rehan mı diye baktı, ama bu seferki Aree idi, yani yıllar önce hastası olan ve nöro-aktarım deneyimine birlikte kapıldıkları kişi. Geçen yıllar içinde birkaç kez karşılaşmış ve birlikte arama kurtarma yapmışlardı.

Hayatımı kurtardınız orada, diye düşündü Asu, daha önce hiç bu denli şiddete yatkın insanların elinde savunmasız kalmamıştım. XND klonlarının hayatlarına, doktrinler aşılanmış ve zirve düzeyde eğitilmiş özel kuvvet askerleri olarak başladıklarını biliyordu. Zaman içinde doktrinlerin ötesinde uzanan evreni çözmüş, gerçeklere ulaşmış, hayatlarını farklı yöne çevirmişlerdi. Emirleri takip ederek katliam yapmakla geçen eski hayat tarzları yerine, bilinç sahibi varlıkları canlı ve gelişir durumda tutmak üzerine çalıştıkları yeni hayat rotalarına açılmışlardı.

Bizim için zevkti, diye yanıt geldi Aree’den. Kendi hayatını aslında sen kurtardın. Biz sadece yardımcı olduk, Rehber’in nöro-aktarım kanalı üzerinden psiko-kinetik veri akışını köprülemekteki eşsiz yöntemi sağolsun. Bizden gerçek zamanlı olarak talimat alıp uygulayabilme becerini tebrik ediyorum. Buradan olaya katılmak benim için de hatılı sayılır bir deneyim oldu.

Asu birden kendini açık alanda pozisyon alırken ve takip eden kişilerle direkt yüzleşirken gördü. Rehber’in kavramsal resimler ekerek veri gönderme tarzını tanıdı. Ah evet, halen gayet de sağlam bağlantı halindeydiler ve kendisi istemediği sürece bu asla kopmayacaktı.

Koşar adım ilerlemeyi bırakıp durdu. İçinde metal parçaları, karbon, kaya tuzu, su ve piller bulmak için uğraşma isteği vardı. Ama başını bir şekilde derde sokmadan aramaya nereden başlayacağını bile kestiremiyordu. Çok fazla değişken ve çok fazla bilinmeyen vardı ortada. Bu gezegeni ve kültürünü tanımıyordu. Buranın insanlarının aslında yaklaşılabilir, iletişim kurulabilir tipler olması ve bütün bunların koca bir yanlış anlaşma yığını olması da mümkündü, bilemiyordu. LANCET’i onun pozisyonunu saptamaktan ve buradan çekip almaktan alıkoyan neydi, onu da bilemiyordu. Bazı uzay-zaman koordinatlarını, LANCET’in transfer alanı göndermemesi gereken kör noktalar haline çeviren bir dizi faktör mevcuttu. Bu faktörlerin bazıları bölgeye dair kalıcı özelliklerdi, ama bazıları da bir şekilde çözülüp giderilebilecek engellerdi. Buradakinin hangisi olduğuna dair bilgi verecek ipuçlarını beklemesi gerekiyordu. Tabii bir de ortada, maruz kalmış olduğu o ilaçlı sorgulama seansından aklında kalan soru vardı: “İnsanlarınız bilimsel gelişmeleri neden engelliyor.” Bunu sormaları için, Dawnianların zaman yolculuğu teknolojisi üzerinde tuttukları kontrolün farkında olmaları gerekirdi. Ayrıca bir de onu yanlış anlamış olmaları lazımdı.

Asu etraftaki kocaman beyaz sukulentlerin arkalarında saklanan figürlerin fazlasıyla farkındaydı artık. Orada öylece durarak sabırla bekledi. Bunlar belki buralarda yaşayan bölge sakinleriydi, belki ona yetişmiş olan güvenlik kuvvetleriydi, belki de belli ederek veya etmeyerek, artık hangi metod işe yararsa ona başvurarak ondan biraz daha bilgi sızdırmak için gönderilmiş ajanlardı. Ya da belki de şu anda hiç hayal edemediği bambaşka bir şeydiler.

Öyle ya da böyle, kendi yükselen gerilimini bir şekilde yatıştırmalıydı. Bütün bu adrenalize hissiyatın dönüp algısına getireceği torus etkisini çekilir bulacağını hiç sanmıyordu.

İnsan beyni ile kuantum özyapısı arasındaki ilişkide, nedensellik ilkesi önce sebep sonra sonuç sıralamasıyla çalışmıyordu. İşleyiş tarzı şuydu: Önce sen kendini iyi hissedersin, ondan sonra işler oluna girer. Nedensiz ve dayanaksız, sırf sen öyle uygun gördüğün için iyi hissedersin. Takip eden her şey kendini senin o hissine uygun şekilde düzenler.

Asu büyük bir kayaya doğru yürüdü ve ona yaslanarak oturdu. Artık korku verici bölümün bittiğine karar vermişti. Bu noktadan sonra her ne olursa olsun bir şekilde çözülür boyutta kalacaktı.

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Çocukluğundan beri yaşamı bilimkurgu üzerinden çözmüş, dünyayı ve evreni bilimkurgu kanalıyla anlayıp öğrenmiş, sonra da aynı alanda kendi üretimlerine girişmiş Türk yazarı. Ülkemiz edebiyat tarihinin ilk Evren Tasarımcısı, ilk Beşleme roman serisi olan Alacaşafak Pentolojisi'nin yazarı. Doktor. Sertifikalı psikolojik danışman. Uzakdoğu sporcusu, uzman: Kas Gücü Düşük Taraf İçin Saldırıdan Sağ Kurtulma Yolları. Kitap: Şiddetten Kurtul. Plazma enerjisi üzerine bilimsel araştırmacı, Arama kurtarma gönüllüsü, yerel gazetede araştırmacı köşe yazarı, İngilizce-Türkçe bilingual yazar.



Facebook Yorumları

Yorum