bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü marslilar

Tarih: 1 Aralık 2017 | Yazar: Sadık Efe Sarıtunalı

0

Marslılar | Sadık Efe Sarıtunalı (Kısa Öykü)

Josef, küçük dükkanının penceresine inen levyeyle irkildi. Ancak bu yalnızca bir saniye sürdü, gelenleri kol bantlarından tanımıştı. Onlar Delta Çocukları’ydı. Sert adamlar olmalarına rağmen kendisine zarar vermeyeceklerini biliyordu çünkü çeteyi o kurmuştu.

“Kalk ayağa ihtiyar, bizimle geliyorsun.” dedi çetecilerin başında olduğu belli olan adam. Yirmisinden büyük görünmese de gelenlerin en yaşlısıydı. Josef sakince kahvesini yudumlarken, “Gelmek istediğimi pek zannetmiyorum.” dedi. “Gelmek zorundasın,” dedi adam. “Mars’ın sana ihtiyacı var.”

Mars, güneş sisteminin ikinci mavi gezegeni, otuz yıldır çalkantılı bir dönemdeydi. Mars İnsanları’nın Koloni Şirketi’ne isyan edip gezegenin yönetimini ele geçirmesinden sonra istikrar sağlanamamıştı.

“Kimsenin bana ihtiyacı yok,” dedi Josef. “Ben yapabileceğim her şeyi yaptım ve görevi sonraki nesillere devrettim.” 

“Tamam o zaman farklı bir şekilde söyleyeyim. Sonraki nesillerin bir planı var ama bizi desteklemen gerekiyor.” Josef kahvesini bitirmişti. Elindeki bardağı masanın üstüne bıraktı. “Sizi tabii ki destekleyeceğim. Ama buradan, bu ufak dükkanın içinden ve kalben. Gerçi yaşlı bir adam olmadan işlemiyorsa muhtemelen poşet bir plandır.”

Adam, “Böyle diyeceğini söylemişlerdi.” dedi. Bir işaretiyle tüm çeteciler ellerindeki levyeleri dükkanın pencerelerine indirmeye başladılar. Camların kırılmasıyla soğuk hava dükkanı doldurdu. İhtiyar adam, “Bunun işe yarayacağını zannetmiyorum,” dedi. “Camlarımı tamir ettirebilirim.”

Son otuz yıldır aynı yerde yaşıyordu. İki katlı binanın üst katında tek odadan oluşan evi, zeminde ise dükkanı vardı. Binadan çok nadir dışarı çıkardı. Erken yaşta başladığı emekli hayatından memnundu. Otuz yaşına gelene kadar sıradan bir insanın tüm hayatı boyunca görebileceğinden çok daha fazla şey yaşadığını düşünüyordu.

Çetecilerin başı gülümsedi, “Ama evini yeniden inşa etmen biraz uzun sürebilir.” Islık çalmasıyla büyük bir gürültü duyuldu. Dükkanın önüne yaklaşan iki iş makinesini gördüler. “Bence bunu dışarıdan izlemeliyiz.”

“Ben hiçbir yere gitmiyorum,” dedi Josef. “İstersen evimi tepeme yıkabilirsin.”

“Mevcut durumda başkente gelmezsen canlı veya ölü olmanın bizim için bir farkı yok.” Adamın başka bir hareketiyle makineler çalışmaya başladı.

“Sanırım kendinizin de canlı veya ölü olmasının bir farkı yok, neden dükkandan çıkmıyorsunuz?” Bina titremeye başlamıştı. Dükkanın tavanından bazı parçalar döküldü.

“Haklısın ihtiyar. Şu kargaşada hepimiz öleceğiz gibi görünüyor. Burada senin gibi bir efsaneyle ölmeyi tercih ederim. Bu arada kendimi tanıtmadım. Adım Xelar.” Bu sırada ikinci kat tamamen yıkılmıştı. Dükkanın tavanı çatırdamaya başladı.

“Memnun oldum Xelar… Herhalde evimi yıkmasaydın veya beni öldürmeseydin daha memnun olurdum.” Xelar kahkaha atarken çatı çöktü. Josef’in etrafı bir ışıkla kaplandı. Demek ölüm böyle bir şeymiş, diye düşünüyordu. Bu his çok tanıdıktı. Ama neden olduğunu hatırlamıyordu. Işıkla sarılmışken bunu nerede yaşamış olabileceğini düşünüyordu.

Işık dağıldığında ne olduğunu anladı. Şu anda bir ışınlanma merkezindeydi. Ölmemişti, hissettiği şey yalnızca ışınlanmaktı. Çeteci adam kahkaha atmaya devam ediyordu. “Tabii ki seni öldürmem,” dedi. “Başkente hoş geldin.”
Josef bir süre ne diyeceğini bilemedi. En sonunda “Ama bir ışınlanma merkezinde değildik ki…” diyebildi.
Yanlarında, dükkanda olmayan biri vardı. Delta çocuklarının kol bandını takmıyordu. Çetecilerin aksine iyi giyimliydi. Josef onun politikacı olabileceğini düşündü. Adam, “Demek efsanevi devrimci haberleri de takip etmiyormuş,” dedi ve elindeki cihazı gösterdi. “Portatif ışınlayıcı icat edileli beş seneden fazla oluyor.”

“Ben devrimci değildim,” dedi Josef. “Sokak çocuğuydum. Gençken bir çete kurdum ve o yaşta en iyi yapılan şeyi yapıp isyan ettim. Bunun beni devrimci değil serseri yapacağını düşünüyorum. Peki sen kimsin?”

“Sen gerçekten haberleri takip etmiyormuşsun.” dedi Xelar.

Josef ters bir şekilde “Sana sormamıştım.” dedi.

“Pekala. Adım Sun ve Birleşik Mars Kolonisi’nin temsilcisiyim.”

“Yani?”

Xelar yeniden lafa karıştı. “Yani adam gezegenin devlet başkanı.”

Sun, Josef’e dönüp konuşmaya devam etti. “Bölünmüş bir gezegenin… Buraya kadar olan konuşmamızdan Mars’ın şu anki durumu hakkında detaylı bilginin olmadığını çıkarabilir miyim?”

“Batık durumda olduğumuzu biliyorum,” dedi Josef. “Sanırım benden sonra toparlanamadık. Bazı bölgelerde yiyecek sorunu olduğunu duymuştum bir de.”

“Aslında yok olmak üzereyiz. Mars’ın yarısı açlıkla boğuşuyor. Pek çok yerel yönetim bağımsızlığını ilan etti, küçük orduları büyük şehirlerde çarpışıyor. Kısaca haklısın. Batık durumdayız,” dedi Sun.

“Peki hala artık var olmayan evine dönmek istiyor musun?” diye sordu Xelar.

“Tabii ki istiyorum. Ben sokak çocuğuyum, beni evimin yakınına gönderin yeter. Sokakta da yaşayabilirim.”

Xelar sinirlenmeye başlamıştı. “Senin evin orası değil,” diye bağırdı yaşlı adama. “Senin evin burası, başkent ve Delta Mahallesi. Gerçek yuvanın vahşi bir ordu tarafından yıkıldığını biliyor musun?”

Delta Mahallesi yıkıldı mı?”

“Evet.” dedi devlet başkanı. “Görmek ister misin?”

Efsanevi isyancı başını salladı. Sun’un bir düğmeye basmasıyla ışık etraflarını sardı ve Delta’ya ışınlandılar. Mahalle, başkentin dışında fakir bir bölgedeydi. Ebeveynlerini tanımayan Josef, buradaki evsizler tarafından yetiştirilmişti. Burası çetenin kurulduğu, isyanın başladığı yerdi. Ama artık yok olmuştu… Yaşlı adam yıkıntıların arasında dikilirken anıların gözlerinde canlanmasını bekledi. Ama mahallenin Josef’in gençliğindeki haliyle bir ilgisi kalmamıştı. Yuvası artık yalnızca bazı yıkıntılardan ibaretti. Bu yerin kendisine acı verdiğini fark edip, “Lütfen geri dönelim.” dedi. Sun başka bir düğmeye bastı ve bir an sonra ışınlanma merkezindeydiler.

Mars başkanı, “Şimdi bizi destekleyecek misin?” diye sordu.

“Bu desteklemem veya desteklememem ile alakalı değil,” dedi yaşlı adam. “Size yardım etmem mümkün değil. Başından beri edemezdim.”

“Tabii ki edebilirdin,” dedi Sun. “Bir zamanlar Mars’ı sen yönetiyordun. Senin zamanında herkes mutluydu. O yıllarda bunları hatırlayamayacağım kadar küçüktüm ama biliyorum. İsyandan sonraki birkaç yıl gezegenin altın çağıydı.”

“O zamanlar gençtim. Hepimiz gençtik. Bir grup sokak çocuğuyduk ve isyandan sonra parayı bulmuştuk. Ayık olduğumuz birkaç saatte ülkeyi yönetirdik ama günün yirmi saatinde alkol veya uyuşturucunun etkisindeydik. Aslında biz bir şey yapmadık, yalnızca insanlara sahip oldukları potansiyeli gösterdik.”

“O zaman bunu tekrar yap. Otuzlarınıza geldiğinizde hepiniz işi bıraktınız. Gezegenin çeşitli yerlerine dağılıp saçma bir emekli hayatı sürdürdünüz. Neden?”

“Günün yirmi saatini eğlenerek geçiriyorduk. Gezegenin en sevilen serserileriydik. Yaklaşık dört yılı böyle geçirdikten sonra enerjimizi tükettiğimizi fark ettik.”

“Ama yaptığınız şeyi sağlığınızı bozmadan da sürdürebilirdiniz. Yıllardır bunu anlamaya çalışıyorum, ne oldu? Neden Delta Çetesi yerlerini başkalarına devretti? Neden bunca yıldır geri dönmediniz.”

Xelar yeniden konuşmaya dahil oldu. “Sanırım ben anlamaya başlıyorum. Şöyle düşün, ülkeyi yönetmesi için bir çocuğa bırakıyorsun, o da fakirliği bitirmek için yeterince para basıp halka dağıtıyor. Aslında yaptıkları bu kadar basit şeylerdi. İşlerine gelmeyen tüm parametreleri göz ardı ettiler. Ancak sonunda büyümeleri gerekti. Gezegeni bir hippi komünü gibi yönetmek yeterli değildi. Her gün daha fazla şeyi göz ardı etmemeleri gerektiğini fark ediyorlardı. Enerjileri bitiyordu ve en sonunda bıraktılar.”

Eski lider başıyla onayladı. “Çocuk anlamış. Mars’ı yönetmek için fazla büyüdüm. Artık size bir faydam dokunmaz. Biliyor musun Sun, bence senin de bir faydan olmaz. Bu işi başkasına devretmelisin. Örneğin Xelar oldukça uygun bir aday.”

Mars temsilcisi şaşırmıştı. “Maalesef devlet başkanlığı bir anda öylesine devredebileceğin bir iş değil.”

“Evet bir anda devredemezsin. Bizim isyan edip, darbeyle yönetimi ele geçirmemiz gerekmişti. Aslında bizim zamanımızda tam anlamıyla bir yönetim de yoktu. Her neyse… Sonuç olarak yapabileceğin en iyi şey Xelar’ı yerine geçirmek olur. Hatta sana bir kolaylık sağlayayım.”

Xelar’a dönüp devam etti.

“Xelar, görevden ayrılırken yerimi kime bıraktığımı belirtmemiştim. Senin uygun bir aday olduğuna karar verdim. Seni Delta Çocukları’nın yeni lideri ilan ediyorum.”

Bunun üzerine Xelar, Sun, ışınlama merkezindeki görevliler ve diğer çeteciler kahkahalarla gülmeye başladı. Josef “Ne gülüyorsunuz be!” diye bağırdığında Xelar kendini toplayıp açıklamaya çalıştı. Ancak birkaç anlamsız hece söyleyebildikten sonra gülmeye devam etti.

Kendini ilk toplayabilen Sun oldu. “Xelar şu anda zaten Delta lideri.”

Bu gerçekten komikti. Josef de gülenlerin arasına katıldı. Dakikalar geçip herkes kendini topladığında “Pekala.” dedi. “Artık beni evime ışınlayabilirsiniz. Benimle geliyor musun Sun?”

Devlet başkanı, “Bilemiyorum.” dedi. “Böyle bir kararı vermeden önce bir süre düşünmem gerek. Ama senin burada kalmayacağını anladım. Senin gibi bir kahramanın sokaklarda yaşamasına tabii ki izin vermeyeceğiz. Kalabileceğin bir yer ayarlanacak. Ama görevimi Xelar’a devredeceksem, halkın onu kabullenebilmesi için törende bulunman iyi olur. Muhtemelen birkaç gün sonra beraber ortadan kaybolacağız.”

***

Birkaç gün sonra Sun Birleşik Mars Kolonisi temsilciliğini, Delta Çocukları lideri Xelar’a devretti. Yeniden yönetime gelen çetenin bölünmüş bir gezegeni birleştirip, dağılmakta olan bir medeniyeti yeniden inşa etmeleri gerekiyordu. Josef bunu yapacaklarından emindi. Yalnızca bu sırada çok eğlenmelerini umuyordu…

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bilgisayarla fazla ilgilenir. Boş zamanlarında ise çizgi roman okur. Bir gram çizim yeteneği olmadığı için çuvalladığı çizgi romanlarından sonra en büyük hayali kendine bir çizer bulup çizgi roman yazarı olmak. En büyük tutkusu ise bilimkurgu.



Facebook Yorumları

Yorum