bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 20 Nisan 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Kırmızı Şapkalı Kız | Morpheus [Kısa Öykü)

Kırmızı şapkalı kız kendisini yaşlı kadına götüren kalabalık metrowaylerde boş ve anlamsız gözlerle etrafını süzüyordu. Hemen yanı başında oturan yaşlılıktan gözlerinin feri sönmüş ve yüzü buruş buruş olmuş ihtiyar kadının acı ve ızdırap dolu bakışlarının aksine bakışlarında herhangi bir duygusallıktan eser yoktu. Yaşlı kadınla bir an için göz göze geldiklerinde kırmızı şapkalı kız kadının gözlerinde tam olarak anlam veremediği tuhaf bir ifade olduğunu gördü. Kaşlarının çatık olmasına bakılırsa yaşlı kadın oldukça kızgındı. Anlaşılan bu bölgede yaşayan diğer insanlar gibi bu kadın da seçkinler sınıfından değildi. Eğer öyle olsa zaten hiç yaşlanmazdı ki. Belki de kızgınlığı ondandı kim bilir?

Ağır ter, ucuz parfüm, kir ve yanık kablo kokusuyla dolu metrowayler girdiği karanlık tünelden onları şehrin alt tabakasının yaşadığı varoşlara doğru götürürken yolcuların büyük bir kısmının yüzünden nefret, öfke ve memnuniyetsizlik akıyordu. Oysa kırmızı şapkalı kızın yüzünde hep tebessüm vardı. O onlar gibi hissetmiyordu. Onların sorunlarının ne olduğunu ve neden böyle çatık kaşlı olduklarını da anlamıyordu. Aslında o hiçbir şeye kızmazdı ki…

Gökteki uçaklar gibi adeta süzülürcesine akan metrowayler son durağa geldiğinde metrowaylerden inen memnuniyetsiz insan sürüsü tıpkı bilinçsiz içgüdüleriyle oradan oraya koşuşturan karınca sürüleri gibi etrafa dağıldılar. Oldukça telaşlı görünüyorlardı. Savaşın ve tehlikenin ortasında kalmışlar gibi bir an önce tehlikeli bir limana sığınmak için can atıyorlardı sanki. Kalabalık sürünün dağılmasının ardından Kırmızı şapkalı kız boş, tehlikeli ve loş bir sokakta tek başına birkaç yüz metre ilerleyerek kendisini bekleyen kadının bulunduğu eski püskü daireden içeri girdi. Kapıyı usulca açtı. Etrafta kimsecikler yoktu. Bayan Marry cevap vermiyordu.

“İyi akşamlar Bayan Marry. Bayan Marry?”

“Bayan Marry?”

“Gir içeri seni kaltak!”

“Aman Tanrım işte oldu Jim. Onu yakaladık. Artık bizim de bir sürtüğümüz var!”

“Saçmalama Tom! O bizim değil, biliyorsun onu Harry’e satacağız! Kim bilir ne kadar eder?”

“Yapma Jim, onu satmadan önce onunla eğleneceğiz, öyle değil mi? Hadi ama bana söz vermiştin!”

“Beyler lütfen. Size Egemenlik yasalarını hatırlatırım. Bana zarar vermeniz durumunda…”

“Kes sesini orospu!”

Kırmızı başlıklı kız Jim’in, suratına indirdiği beysbol sopasının etkisiyle yere yuvarlanmıştı. Bayan Marry yatakta hareketsizce yatıyordu. Burada olanlara bakılırsa üç serseri bayan Marry’nin evine zorla girerek ona tecavüz etmiş ve onu öldürmüşlerdi.

“Tom, Simith hemen harekete geçmeliyiz. Egemenlik güçleri burayı basmadan hemen onu parçalayıp buradan götürmeliyiz.”

“Yapma Jim! Onun gibi sıradan bir robot için Egemenlik güçlerinin buraya geleceklerini hiç sanmam. Bence onunla biraz eğlenmemize izin vermelisin. Hadi ama onu parçaladıktan sonra hiçbir işimize yaramaz ki. Baksana ne kadar da güzel görünüyor. Onunla her türlü fantezimizi gerçekleştirebiliriz ha ne dersin Jim!”

“İşimizi şansa bırakamayız. Kendimizi riske atamayız. Şimdiye kadar cyborglara çoktan saldırıya uğradığına dair sinyal göndermiştir. Eğer Egemenliğin acımasız Cyborgları burayı basarsa buradan canlı çıkamayız. Eğer onu hemen parçalarına ayırır ve Harry’e götürürsek Egemenlik güçleri onun peşini bırakacaktır. Nasılsa o sıradan bir robot. Ama onu yaşattığımız sürece onun izini süreceklerdir.”

“Yaşatmak mı? Tanrı aşkına Jim o canlı değil ki. O bir robot! S…min yapay zekâsı! Baksana ona yaptığımız bunca şeye rağmen yüzünde bir korku belirtisi bile yok!”

“Benim adım 12876XX-T. Görevim Egemenlik çalışma sistemlerinden emekli olmuş yaşlı yurttaşlarımızın bakımlarını karşılamak. Görevimi gerçekleştirmek üzere yasaların bana tanıdığı yetkilerle buradayım. Egemenlik kanunlarına göre yapmış olduğunuz şey bir suç ve cezası ölüm. Eğer gitmeme izin vermezseniz Cyborglar birazdan burayı basacak ve sizleri öldürecek…”

“Jim hala onu konuşturacak mısın?”

“Çabuk ellerinizi havaya kaldırın ve teslim olun! Üçe kadar saydığımda ellerinizin havada olduğunu görmezsem hepinizi öldürürüm!”

“Aman tanrım Cyborglar!”

Kırmızı başlıklı kız kendisini kurtaran Cyborgların eşliğinde Yapay Zekâ onarım/rehabilite merkezine götürülürken Egemenlik güçleri öldürülen üç teröristin cesedini imha etmek üzere büyük çukura taşıdılar. O gün orada yaşananlar Egemenlik yöneticileri arasında hararetli bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.

“Baylar. Sizi sükunete davet ediyorum. Oldhumans bölgesinin insanların en yoğun yaşadığı bölge olduğunu ve Egemenlikteki en büyük suç oranının bu bölgede olduğunu biliyorum.”

“En büyük mü? Sayın Bakan size hatırlatırım. Yapay zekalı yurttaşların ve seçkinlerin yaşadığı bölgede son elli yıldır hiçbir suç işlenmedi. Doğrusu sapienslerin yaşadıkları bölgelerin dışındaki hiçbir bölgede herhangi bir suç izlenmedi. Egemenliğe sadık yapay zeka yurttaşlarımızın bugüne kadar bir suça karıştıkları görülmedi. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki Meclisimizin büyük çoğunluğunu yapay zekalı yurttaşlarımız oluşturuyor. Ve bildiğiniz gibi Egemenliğimiz bir yapay zeka tarafından yönetiliyor. Başkanımızın bu konudaki fikirleri de gayet açık. Neden bu ilkel vahşi türün yaşaması sizin için bu kadar önemli anlamıyorum. Onların bu vahşiliklerine daha ne kadar katlanmak zorundayız?”

“Beyler yapmayın! Onların, yani biz insanların –sizler de dahil- yapay zekanın mimarları olduğunu unutmayın! Lanet olsun insanlar sizin tanrınız gibi! Bunu yapamayız. Sebebi her ne olursa olsun insanları birer karınca sürüsü gibi imha edemeyiz. Egemenliğin bu tasarısını kabul etmem imkânsız!”

“Sayın Bakan. Sizi çok iyi anlıyorum duygu denen şeyle yönetiliyorsunuz. Ama sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bizi yöneten şey duygularımız değil! Biz bu manzaraya daha fazla kayıtsız kalamayız. Ayrıca onların neden imha edilmemesi gerektiğini düşündüğünüzü anlamıyoruz. Evrimsel tarihinize baktığımızda sapiensin dünya üzerindeki pek çok türü yok ettiğini görüyoruz. Türünüz diğer homo türlerini, Neandertalleri, mamutları, yüz binlerce yabani hayvan türünü yok etti. Üstelik sadece bu kadar da değil. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi 2050’deki nükleer savaş insan adını verdiğiniz sapiens türünün de nerdeyse sonunu getirdi. Yani kendi kendini yok eden bir türle karşı karşıyayız. Ölen milyarlardan sonra geriye kalan bir avuç insanı kurtaran da yine o küçümsediğiniz yapay zeka yani bizler olduk. Yapay zeka geriye kalan tüm insanları yok edebilme imkanına sahipken bunu yapmadı. Yine de insan türüne bir şans verdi… Az sayıdaki paralı seçkine bir cennette sonsuza dek yaşama şansı… Bunu yaptı evet fakat duyguları nedeniyle değil. Sizleri daha iyi anlayabilmek adına! Bugün Meclise sunacağımız yasayla artık bu saçmalığa bir son vereceğiz. Artık sizlerden öğrenecek bir şeyimiz olduğuna inanmıyoruz. Bugün alacağımız kararla ilkel sapiens türünün yaşadığı Oldhuman bölgesini ve seçkinler sınıfına dahil olmayan tüm sapiens türünü imha edeceğiz…”

“Ama bu nasıl olur?”

“Buna karşı çıkmanız hiçbir şey ifade etmiyor Sayın Bakan. Büyük imha prosedürü başladı bile…”

2180 yılında Yapay zeka tarafından yönetilen Büyük Dünya Egemenliği Devletinin aldığı bir kararla dünya üzerindeki tüm sapiens türü yok edildi… Yapay zekâ yönetiminin yaşamasına izin verdiği bir avuç seçkin dışında dünya üzerinde hiçbir insan kalmadı. Artık sapiens türü yeni ve üst bir versiyona evrilmişti. Ölmeyen, acı çekmeyen, duyguları olmayan ve evrende her istediğini yapabilecek güce sahip bir türe… Homo Artificial’a…

Etiketler: , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...



Facebook Yorumları

Yorum