bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü

Tarih: 23 Mart 2018 | Yazar: Murat Yıldırım

0

İz Bırakanlar | Murat Yıldırım (Kısa Öykü)

Ömrümüze ve çağlara iz bırakırken belli etmeyenlere….

***

Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…

“Tamamdır, hocam. Algoritmayı tamamladık,” dedi Tekin. İkizlerden iki dakikayla büyük olanıydı.

“Kuantum bilgisayar da hazır,” diye ekledi Metin. Yüzlerini görmeyen biri, sadece bir kişi konuştu sanabilirdi. Seslerinin ve tonlamalarının benzer olması bir yana birbirlerinin cümlelerini, düşüncelerini tamamlamaya alışmışlardı ikizler.

İkizlerin akademik danışmanı ve akıl hocası Nuh Bayram, “Bütün bunlara değecek mi oğlum? Dünyanın etrafındaki tüm bilimsel ve askeri uyduları hackliyeceksiniz. Üstüne dünyanın en büyük kuantum bilgisayarında izinsiz algoritma çalıştıracaksınız.”

Tekin’in yüzünde hocasının çok iyi bildiği hınzır gülümseme belirdi.

“Hocam başarırsak bize Nobel vermeleri lazım. On yıldır kimse bu ölçüde bir hackleme yapamadı.”

Tekin ikizlerin donanım uzmanıydı. Elektronik ve kuantum elektronik devreleri, yongaları lego parçalarıymışçasına söker ve birleştirirdi. Onun elinin değdiği her şey orijinalinden çok daha iyi çalışırdı. Tekin olmasa hesaplama yaptıkları onlarca yıllık bilgisayar kümelerini çalışır tutmak imkânsız olurdu. Tekin şu an sadece bir doktora sonrası araştırmacı olmasına rağmen kuantum kütleçekim alan teorisi üzerinde dünyanın sayılı uzmanlardan biriydi. Nuh Bayram hoca Tekin’in bu konudaki sezgilerini Einstein’dan başka hiç kimseyle kıyaslayamıyordu. İkizlerin “Mucize Yılı”na az kalmıştı. Oraya kadar bir dayanabilseydi.

Öte yandan Tekin haklıydı. On yıl kadar önce ilk kez süper bilgisayarlarda –şimdilerde hemen her yerde- kullanılmaya başlayan kuantum işlemciler sayesinde güvenlik kontrolleri çok hızlanmış, kuantum anahtarlamalarda kaydı olmayan tek bir byte bile bilgisayarlara sızamaz olmuştu.

“Hem kimse böyle bir şey beklemiyor, her şey bir-iki saat içinde bitecek. Kimse ne olduğunu bile anlamayacak.”

Metin ikizlerin –“abisinin” her zaman hatırlattığı gibi dakika farkıyla- küçük olanıydı. Ama abisinden bir parmak kadar uzun ve birkaç kilo daha ağırdı. Gerçi şu an pantolonundan fırlamış göbeğine bakılırsa farkı biraz daha açmış olmalıydı. Kuantum bilgisayarlar için algoritma yazmadaki ustalığına rağmen Metin’in asıl ilgisi sosyal bilimler ve özellikle tarihti. Komplo teorilerine merakı ve tutkusu ise -daha uygun bir kelime kesinlikle yoktu- çılgıncaydı. Her zaman olduğu gibi üzerinde çalıştıkları bu deneyi “abisinin” kafasına sokan da oydu.

“Çocuklar benim korktuğum da o zaten. Bunu fark ederlerse siz normal bir tutukluluğu mumla ararsınız. Bu devletlerarası dengeleri değiştirecek kadar büyük bir şey. Tüm özel servisler peşinize düşer.”

Nuh Bayram hoca bir yandan ikizler için korkuyordu, diğer yandan ikizlerin deneyinin sonucunu en az onlar kadar belki çok daha fazla merak ediyordu. Hayatı boyunca beklediği deneyimi nihayet yaşayacaktı. Deney başarıyla tamamlanırsa -ki eğer ikizleri biraz tanıyorsa, onlar bu deneyi öyle ya da böyle yapacaktı- Tekin, sezgilerini doğrulamış olacaktı. Basitçe, Tekin belirli bir cismi bulunduğu uzay ve zamandan bağımsız tanımlayabilecek ve onun bulunduğu uzay ve zamanı çevresine göre farklı bükmenin “kolay” bir yolunu bulmuş olacaktı. Daha doğrusu ismiyle anılacak teorisinin varacağı yer eninde sonunda orası olacaktı. Zaman yolculuğunu, bir düşünce deneyi olmaktan çıkaracak teorinin ilk basamağı olacaktı bu. Hoca, ikizlere güveniyordu. Her şeyin yolunda gideceğinden emindi. Neredeyse…

İkizler çoğu zaman olduğu gibi aynı anda omuz silkti. Nuh Bayram onları vazgeçirmeye çalışmanın faydasız olacağını zaten biliyordu. Bunu denediği anda, bundan sonra kendisine haber vermeyecekler fakat bildiklerini okumaya devam edeceklerdi. En azından şimdi başlarını belaya sokarlarsa onları kurtaracak zamanı olurdu; şu anda dek defalarca olduğu gibi. Ne de olsa görevlerinden biriydi bu.

“Ordinaryüs” Nuh Bayram ülkenin ve dünyanın en önemli bilim insanlarından biriydi. Gerçi, akademi çevreleri dışında pek bilinmezdi. Ama bu tamamıyla kendi seçimiydi. Medyanın hiç bir türlüsüyle muhatap değildi. Yaşayan bilim insanları arasında Nobel’i almayı en çok hak edenler arasında ismi mutlaka geçerdi. Şimdiye kadar bu konuda lobi yaptığı hiç görülmemişti. Aksine, etrafındakilerden kendisini aday göstermek isteyenleri vazgeçirdiği konuşulurdu. Ama hakkındaki en önemli dedikodu 20-30 yıl önce, uzun süren iç karışıklıkların bastırılmasında devlet adamlarına öngörüleriyle yardımcı olduğu ile ilgiliydi. Nuh Bayram tabii ki bu konuda da hiç konuşmazdı. Nadiren karşılaştığı devlet büyüklerinden gördüğü aşırı hürmet, bu dedikodu kazanının altına her seferinde yeni odunlar atıyordu.

Bir açıdan böyle söylentilerin çıkması pek şaşırtıcı değildi. Nuh Bayram’ı üniversitenin en popüler hocalarından biri yapan, sözünü herkese dinletebilme yeteneğiydi. İster Fizik 101 veriyor olsun, ister doktora öğrencileri için kuantum kütleçekim alanları teorisi anlatıyor olsun isterse de menemen tarifi veriyor olsun. Anlattıklarından hiçbir şey anlamıyor olsa bile, muhatapları büyülenmişçesine sözünü kesmeden -kesemeden- dinlerdi. Davudi bir sesi, heybetli bir gövdesi yoktu. Vücuduna göre biraz büyük olan iyice kelleşmiş başı da öyle pek etkileyici değildi. Ama bunlar o ağzını açana kadardı. Çoğu hocanın aksine öğrenciler onun dersine koşa koşa gelirdi. Onun eski usul -yüz yüze- her dersinde ve seminerinde eski öğrencilerinden birine rastlamak çok alışılmış bir durumdu. Bu tanrı vergisi yeteneğini onun işini delice sevmesiyle, her konudaki engin bilgisiyle, her zaman olacakların sonunu kestirebiliyormuş gibi hisettiren serinkanlı ve sakin duruşuyla, duru gözleriyle herkesin gözlerinin içine bakarak konuşmasıyla açıklamaya çalışanlar olduysa da bu açıklamalar kimseye doyurucu gelmiyordu. Kim bilir bu yeteneğinin sebebi belki hepsiydi belki de bizim hiç bilemediğimiz bir şeydi.

Üniversiteye ayak bastıkları ilk günden itibaren Metin ve Tekin için ama özellikle de Metin için Nuh Bayram hakkındaki komplo teorisine varan söylentiler hocayı bir cazibe noktası haline getirmişti. İlk iki yıl hocanın tüm derslerini almışlar, tüm seminerlerine katılmışlardı. Üçüncü yıl Nuh Bayram’ın yanında çalışmaya başlamaları hiç kimse için sürpriz olmamıştı. Şimdi ise tanışalı on küsur yıl olmuş ve hala beraberlerdi. Nuh Bayram herkesin yaka silktiği iki -neredeyse dahi- haşarı çocuktan zorlu birer lisans ve doktora sürecinden sonra iki saygıdeğer bilim insanı çıkarmıştı. İkizlerin çoğu zaman yıkıcı hale gelen enerjilerini farklı birçok alana kanalize etmişti. İkizleri her an meşgul etmişti. Onlar da hiç şikâyet etmeden verilen her görevi başarmışlardı. Şu an bölümde Nuh Bayram’dan sonra en çok atıf alan makaleler onlarındı. “Az” sayıdaki insanın kıskançlığına rağmen ikizler yavaş yavaş ülke çapında şöhret oluyorlardı.

Bu deney başarılı olursa -olduğunda- Nuh Bayram’ı gölgede bırakacakları kesindi. Hoca bundan sadece kıvanç duyuyordu. Şu an gözüne yuvadan uçamaya hazırlanan iki yavru kuş gibi görünüyorlardı. Yıllar önce onlarla ilk karşılaştığı günü hatırladı. O zaman hem kendisi, hem de ikizler ne kadar da farklılardı.

Deney fikri, Metin’in komplo teorilerinden birine olan takıntısından başlamıştı. Komplo teorisine göre zaman makinesine sahip -tabii ki gizli- bir grup, bu teknolojiyle geçmişe çok yetenekli kişiler göndererek tarihin akışını değiştiriyordu. Amaçları da özellikle –ve yine tabii ki- Türk ve İslam medeniyetini baltalamaktı. Tekin’in tarihe olan tutkusunu sürdüren şeyin bu teoriye kanıtlar bulmak olduğunu fark ettiği gün Nuh Bayram hoca çok şaşırmıştı. Ama böylesine saçma ve basit bulduğu takıntının ikizleri nereye getirdiğini görünce de bu takıntı iyi ki de var demişti.

İkizler uyduları kullanarak şimdiye kadar kimsenin yapamadığı kadar hassas ve karmaşık ölçümler yapacaktı. Sonra bu ölçümleri kullanarak, kimsenin düşünmeye cesaret dahi edemediği kadar büyük bir dalga fonksiyonu zamana bağlı olarak tanımlayacaklar ve daha sonra dünyanın en büyük ve karmaşık kuantum bilgisayarında bu dalga fonksiyonun geriye doğru evrimini inceleyeceklerdi. Bu geçmişi bir ekranda seyrediyor gibi olmayacaktı tabii. Ama belli uzay-zamanlarda bu dalga fonksiyonuna müdahale edilmişse bu anomaliyi fark edip, gösterebileceklerini umuyorlardı. Eğer böyle bir müdahale varsa bu bilgiyi kullanarak karşı müdahale yapmanın yolunu bulacaklardı. Nuh Bayram bu naifliğe ve masumluğa gülsün mü, ağlasın mı yoksa hayran mı olsun bilemiyordu.

İlk adayları Cengiz Han’dı. Bir ömre dünyanın gördüğü en büyük imparatorluğu kurmak gibi bir işi sığdırmak onu şüpheli yapıyordu. Ama imparatorluğu ve imparatorluğunun devamı olan devletler en büyük zararı İslam medeniyetine vermişler, İbni Sina’nın, El Cabir’in, Harizmi’nin, Ömer Hayyam’ın yetiştiği verimli topraklar kupkuru çöllere dönmüştü.

İkizler Nuh Bayram’ın hesaplamalar için kullandığı bilgisayar kümesini merkez olarak seçmişti. Uydulardaki bilgi akışının ve ölçümlerin en az olduğu saatte deney başladı. İlk on dakika içinde ölçümler başlamıştı. Yarım saat kadar sonra uydu merkezleri olağan dışı bilgi akışını fark etmiş ve müdahale etmeye çalışmıştı. Onlar çabalarını koordine edene kadar Metin ihtiyacı olan bilgileri çoktan almış ve izinsiz şekilde dünyanın en büyük kuantum bilgisayarının dâhil olduğu ağda bilgileri işleyecek olan paralel algoritmaları çalıştırmaya başlamıştı bile. Yaklaşık yirmi dört saat ön sonuçları beklediler. Sonuç tam bir zafer ve hayal kırıklığıydı. Cengiz Han gelecekten değildi. Ama dünyanın en büyük dalga fonksiyonu geriye doğru evrilmiş ve belli uzay-zaman noktaları için kabul edilebilir veriler sağlanmıştı.

Ama özellikle Metin hayal kırıklığı içindeydi.

“Hocam, bu olamaz kesinlikle bir yerlerde yanlış yapıyoruz. Ya da bu adamlar çok zeki, müdahaleyi çok ince yapmışlar. Bizim algoritma müdahaleyi ölçemiyor,” diye sızlanıp duruyordu.

Nuh Bayram ikizlerin bu kadar çabuk vazgeçmeyeceklerini biliyordu. Beraber algoritmaları ve verileri incelemek için toplanmaya başladılar. Hoca ikizlerin dehasına bir kez daha hayran oldu. İkizlerse hocalarının iç görüsüne ve kavrayışına. Bir ay boyunca tüm boş vakitlerini bu deneyin sonuçlarına harcadılar. Bir ayın sonunda Nuh Bayram hoca tükenmişti. Ama ikizler yeni fikirlerle dopdoluydular.

İlk önce algoritma daha da karmaşıklaştı ama daha sonra farklı bir zarafete ulaştı. Artık çok daha az kaynak kullanarak çok daha karmaşık hesaplar yapabiliyorlardı. Diğer yandan uyduları artık hacklemelerine gerek kalmamıştı. Uyduların programlarının içine sızmışlardı. Onlarca uydu her saat içinde sadece birkaç saniye onlara çalışıyordu. Metin ise kendisine incelemek için yakın ve uzak tarihten onlarca hedef seçmişti: Hülagu, Timur, Fatih’i zehirleyen doktor, dört halife devrindeki haricilerin liderlerin bir kaçı, Gutenberg, Darwin,  Amerika kâşifi Kolomb…

Aylar ayları takip etti. İkizler ölçümleri ve algoritmaları sürekli güncelledi. Daha hassas ölçümler daha büyük hesaplar yaptılar. Ama sonuç hep aynıydı. Bu isimlerin hiç biri gelecekten gelmemiş ya da yardım almamıştı.

Metin ve Tekin gözlerinin altı simsiyah, bir sabah Nuh Bayram hocanın ofisine gelmişti. Deney başlayalı nerdeyse iki sene olmuştu. Hoca onları şimdiye kadar hiç bu kadar yorgun ve bitkin görmemişti. “Şimdi dibe vurduk, artık sıçrama zamanı.” diye düşündü.

İkizlerin konuşmaya niyeti olmadığını görünce, “Eee,” dedi.

Metin’in konuşmaya hali yoktu. Tekin sadece, “Hiçbir şey çıkmıyor, hocam,” diyebildi.

“Çıkmayan ne, çocuklar? Bizden önce yaşayanlarında bizler gibi sıradan insanlar olması mı sizi şaşırtan. Tarihin olağan akışına müdahale olmamasına mı şaşırıyorsunuz? Siz ne bekliyordunuz her köşe başında bir zaman gezgini veya uzaylı mı?”

Tekin, “O zaman bizi niye durdurmadınız, hocam. Niye bu kadar boşa zaman harcadık? ” dedi. Sesi yılgın ve bezgindi.

“Birincisi, size çok defa bu deneyden bir şey çıkmayacağını söyledim. Söylemedim mi?”

İkizler bir ağızdan, ‘Söylediniz, hocam,` dedi. Onların bir ağızdan konuşması çok tanıdık ve rahatlatıcıydı. Havadaki kasvet dağılıyordu.

“İkincisi, durun, yapmayın desem beni dinler miydiniz?”

“Hayır, dinlemezdik,” dediler yine aynı anda. Ama suratlarına o hınzır gülümsemeleri geri gelmeye başlamıştı.

“Üçüncüsü, bir şey çıkmadı çünkü yanlış şeyi arıyorsunuz. Elinizde dünyanın en hassas ölçümlerinden oluşan muhteşem bir veri kümesi var. Hiç Tekin’in teorisini bu veriyle karşılaştırmayı düşünmediniz mi? Dünyanın görmediği kadar büyük bir dalga fonksiyonunun zamanda ileri ve geri evrilmesini gözlemleyebiliyorsunuz. Hani,belirli cisimleri de çevresindenden ayırmak için gerekli sınır şartlarını da belirleseniz ve dalga fonksiyonuna enerjiyi nasıl aktaracağınızı da bulsanız, zaman makinesi yapmış kadar olacaksınız. Teorik olarak yani.”

İkizler aynı anda, yerinde sıçradı. Nasıl olmuş da bunu düşünememişlerdi. Gözlerindeki ateş geri gelmişti. Nuh Bayram hoca kafalarında tekrar dönmeye başlayan çarkların sesini duyuyor gibiydi. İkizler bir şeyler mırıldanarak odadan koşarak çıktı. Nuh Bayram ikizlerin arkasından gülümseyerek baktı.

Az kalmıştı. İkizlerin “Mucize Yıl”ına çok az kalmıştı. Artık yuvadan uçmaya neredeyse hazırdılar. Korumaya ihtiyaçları kalmayacaktı. İkizler son iki yılda laboratuvarda her şeyden habersiz sabahlarken, hoca devletteki bağlantılarını kullanarak onları üç beş kez tutuklanmaktan kurtarmıştı.  Uluslararası en az bir krizin de eşiğinden dönülmüştü.

Görevi bitmek üzereydi. Hele şu makaleler de bitsin. Geri dönecekti. Kendi zamanına. Onu gençliklerinde kendilerine yol göstermesi ve koruması için gönderen ikiz mentörlerinin yanına…

Etiketler: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Fizikçi. Su an hayatını ultrahızlı lazer laboratuvarlarında foton toplayarak kazanıyor. Bilim ve Teknik dergisinde yazarlık ve yayın yönetmenliği yapmışlığı da vardır. Eline geçen, hoşuna giden herşeyi okur ama özellikle bilimkurgu, fantazi (ejderhalar, büyücüler falan olan) ve korku edebiyatına bayılır.



Facebook Yorumları

Yorum