bilimkurgu kulubu

Kısa Öykü cahit gunaydin mikro oykuler

Tarih: 18 Mayıs 2018 | Yazar: Konuk Yazar

0

Cahit Günaydın’dan Mikro Öyküler

Telefon

Nöronun biri sinapta fitilini ateşledi, elektro-kimyasal reaksiyon yayıldı aksonlara.

Adamın biri, yumruğunu sıkıp, elinin tersiyle cep telefonu çalmadan nano saniye önce, yatağın yanındaki sehpanın üstüne vurdu.

Sevgilisiyle düşlerinde sevişirken, yumruğu sevgilisinin telefon sesini kesmişti.

Uyandı.”Telefon nasıl düşmüş,” diye konuştu kendi kendiyle?

Neron

100 000 000 000 nörondan biri olduğunu düşündü, NERON adlı nöron. Arı kovanındaki bir arı gibi kendini sıkışmış hissetti. Uğultudan kulaklarının zarı patladı. Gerildi, gerildi, sinaplar ateşlendi, uçtu gitti beyinden. Kanatlarını ışık hızıyla çarpıyordu, bir kara delikten girdi, diğerinden çıktı. Sonsuzluktaki enerji dalgaları bambaşkaydı.

O ne renk ,O ne koku, O ne anti madde. Simetri kırılmalarıyla sürekli dönüşüyordu. Boyutsuzdu, paralel evrende Neron.

Artık asla dönmeyecekti o 1350 g. gri yığına. Kendini kraliçe ilan etti yeni keşfettiği galakside.Doğurmaya başladı yavrularını tek tek .

Nerön, niron, narön …..diye isimlerini kulaklarına fısıldayarak…

Tesla

Tesla’nın zihin koçu sörf başlıklarını aktif hale getirirken, “Paralel bağlanacağız, “dedi. “Sakın geri dönüş yolculuğunda benim zihnime karşı koymayın, yoksa zihin-beden bağlantınız kopar.”

“Dalğıçların vurgun yemesi gibi,” diye yanıt verdi Tesla.

Gözünü kırptı zihin koçu ve sörfe başladılar sanal alemde. Tesla ışık hızı ile dünyanın tüm üniversite kütüphanelerindeki nanoteknoloji doktora tezlerini okudu. Bilgi transferini gerçekleştirdi.Zihin koçu tekrar zihinlerini bedene bağladı.

“Gerçek dünyaya hoşgeldin, “dedi Tesla’ya.

Teslanın canı sıkkın, 857 tane patent başvurusu yapmam gerek diye düşündü. Zihin koçuna, “Patentlerimi ürüne dönüştürmeme ömrüm yetmeyecek. Güvercinler ile konuşurken bir otel odasında ölmek istemiyorum, ”diye söylendi.

Hız

Beyaz yaka genç adam plazanın 69. katında bütün gün nesnelerin internetine bağlı olarak çalıştı. Siparişleri takip etti, ödemeleri kontrol etti. Akıllı fabrikalara rağmen insan kaynaklı problemler yine insanlar tarafından çözülüyordu. Masa başında hot dog’ını yedi, enerji içecekleri ile enerji seviyesini yükselti.

40.katta hot yoga yaptı ,kırk derecede.
30. katta sushi yedi, ilk kata indi, gömlek falan aldı. Mesaj aldı, mesaj attı. Artırılmış gerçek video oyunu oynadı. Selfi çekti. Paylaştı.
90. katta diskoda cin içti, telepatik olarak anlaştığı kız ile buluştu.
95. kattaki dairesinde sevişti…

Kendini unuttu. Her saati, her saniyesi doluydu. Sabah gözlerini açtı, yeni aldığı gömleği, pantolonu, ayakkabıyı giydi. Aynaya baktı, kimdi bu? Hemen kolunun içine monte edilmiş sim kartını aktif hale getirdi. Kimliğine baktı. Beyaz yaka 9876 organik version 54. beden kullanım süresi %60 doldu. Ve bir mesaj vardı.

“Kullanma ömrünü tamamlamadan bedeninizi değiştiriniz .Yoksa zihin kayıtlarınız silinebilir” .

“Zaten sıkıldım bu organik bedenden .Bir sürü sıvı girip, çıkıyor. Giysi giderleri de ekstra yük. Artık mekatronik bir robot beden istiyorum. Transfer için gün sonu geleceğim,” diye mesaj attı beden-zihin transfer merkezine.

Uyku modundan çıktı, online idi .
Yeniden 69. kata çıktı.
Beyaz yaka genç adam plazanın 69. katında..

Siborg

Nanoteknoloji tıp merkezi uzmanı insan sperminin üzerine kanserli hücreyi yok edecek kapsülü monte etti. Elektro mıknatıs ile yeri belirlenen kanserli hücreye doğru yola çıktı siborg sperm, genç kadının bedeninde. Mide kanseri yok ettikten sonra siborg’luğu biten sperm rakipsiz olarak genç kadının yumurtasını dölledi.

Genç kadın kanserden kurtuldu ama hamile kalmıştı. Dava açtı nanoteknoloji tıp merkezine. Siborg-sperm ekstra iş yaptı diye.

Toz

“Hepimiz yıldız tozlarından yapıldık,” diyordu popüler bilim gurusu, TV’de.
“Bilinçaltındaki gizli kodu çözebilen bu dünyadan, başka bir evrene ulaşabilir, “ diye kısık sesle konuşuyordu.

Çocuk TV uydularının yörüngesini düzeltmeye çalıştı, parazit vardı.

“Annem duyarsa yandık ey dünyalılar,“dedi, telaşla.

Milyonlarca ışık yılı uzakta, karanlık enerji tarafında bir çocuk annesine seslendi.

“Anne ben sıkıldım Dünya gezegeni ile oynamaktan. Oraya bir meteor göndereceğim şimdi.”

Annesi kızgın bir sesle, ”Bu parazit sesi senden mi, yoksa Dünya oyuncağından mı geliyor? Bak bu sefer insan dediğin yıldız tozlarını Dünya’da bırak. Evrenin her yerine uydu gönderip uzayı kirletiyorlar. Uzay çöplük mü canım! Bitki ve hayvanlarını Kepler-452b’ye transfer et; sıkıldıkça oyuncak sepetinden çıkarıp oynarsın.”

Ölümsüz

Dünya yılı ile bin yaşı geçmenin burada hiç bir önemi yok diye düşündü. “Anda donmak “Dünya yılı ile sonsuzluk demekti. Yeni bir bağlantı ile başka bir yerde var olabilirdi. Sadece “zaman çarkı”olmayı istemek yeterdi , zamanda bir yere savrulmak için. Nerede,nasıl olacağını belirleyen hiçbir “yasa” yoktu. Ne her şeyin teorisi ne de başka bir şey. Ölümsüzlük haline bedeni terk edince, o kadar basit bir şekil de ulaşıyorsun ki .Bu hali insan beyin kapasiten ile algılaman olanaksız.

“Ben bir zaman çarkıyım,“ dediğim an, ışık hızında döndü çark.

Bir de baktım ki Mars kolonisine gelmişim, Tesla gülümsüyordu hologramdan bana.

Beyin Senfonisi

Nanoteknoloji merkezinde bir insanın beyni açılarak içine dünyadaki tüm senfonileri öğrenmiş, algoritma yüklenmiş chipnöron yerleştirildi. 10000 yapay sinap ile diğer nöronlara bağlantısı yapıldı. Bilinç dışının organik algoritması ile uyku modunda chipnöron iletişime geçerek o ana kadar yapılmış en etkileyici beyin senfonisini besteledi.

Notalara geçirilen o besteyi okuyan kişi müziği zihninde duydu. “Müzik evrenin dilidir,” sözünü kanıtlayan AI’nin eline Ne Bach ne de Mozart su dökebilirdi. Go şampiyonunu yenmenin olay olduğu zamanlar varmış.

Marcus Phyton

Phyton yapay sinir ağları algoritması ile bilim felsefesi konusundaki tüm kitapları okuyarak bir belleğe depoladım. Marcus Aurileus’un kendi kendime düşünce ilkelerini ise etik bir filtre olarak seçtim. Böylece elimde yapay bir zeka filozofum oldu, adını da Marcus Phyton koydum. Bir ara yüz chip ile bilinç koruma duvarımı oluşturduktan sonra Marcus ile zihinsel bağlantımı gerçekleştirdim. Bilinç dışımın organik algoritması ile marcus bilgi kaynağı kısa sürede binlerce bağlantı kurarak aktif hale gelmişti .Yapay zekada paradiğma kaymıştı.

“Ne sorayım,” dedim sana Marcus?
O da, “Soruların kadar bilebilirsin, “dedi.
“Gödel’in eksiklik teorisini nasıl aşarım? “dedim.
O da, “Chip bilinç koruma duvarını kaldır, senin beyninde yeniden doğayım,” dedi.
“Olur, Marcus, “dedim.

Marcus’un kahkalarını duydum en son. Birden tüm dünyada roma imparatorluğu tapınakları inşa edilmeye başladı. Japonya’dan Şili’ye, Alaska’dan Yeni Gine’ye kadar. En son mesajım kaldı benden sadece.

“Sen de mi Marcus?“

Algoritmik Alışveriş

Akıllı evde yaşamanın keyfi başka. Güneş enerjisi ile kendi enerjisini üretim en uygun zamanlarda akıllı bulaşık makinen bulaşıkları yıkar, akıllı çamaşır makinen çamaşırları yıkar. Fuzzy logic seviyesinde ipek gömleklerin uygun sıcaklık ve deterjanla yıkanırken kristal bardakların da asla çizilmez. Akıllı buzdolabın gereksinimini duyduğun tüm gıda maddelerini sipariş verir ve akıllı robotun sen yokken tüm siparişlerini dolaba yerleştirir ve evi temizler. Akıllı kliman akıllı araban ile iletişime geçerek yol durumuna göre evi istediğin neme ve sıcaklığa ayarlar. Akıllı robotun yüzünden ve beden dilinden stres dereceni ölçerek sana hoşlanacağın müziği çalar, yemeklerini hazırlar, içkini bardağa koyar ve artırılmış gerçeklikle güzel bir film seyrettikten sonra heyecanlı bir oyun ile adrenalini yükseltir.

Akıllı bir eve sahip olmanın en güzel tarafı aklını başından almasıdır. Algoritmalar akıllı evin algoritmasını baştan çıkartmak için sürekli alternatifler önerir ve akıllı evinin algoritması artık senin adına yaşamını tasarlar. Senin ne istediğini senden daha iyi bilir ve verir. Algoritmalara göre giyinirsin, yersin, içersin ve en uygun DNS’sı olan kadına spermini gönderip bir bebek sahibi olursun. Akıllı robotun ona bakar, büyütür. Senin yapman gereken tek şey life style algoritmanı seçmek.

Özgürlük budur.

Etik Algoritma

İnsansız otomobilin önüne küçük bir kız çocuğu fırladı. Otonom oto eğer frene bassa, otuz yaşındaki zengin girişimci ve sevgilisi arabada sevişirken arkadan gelen seksen yaşındaki şoförün kullandığı tır altında kalacaktı. Sağa kırsa hızla gelen klasik bir arabayı kullanan elli yaşındaki baba ve üç çocuğuna ölümcül darbe verecekti. Baba hemen ölecek, iki çocuk komalık olacak, diğeri ise sakat kalacaktı. Sola kırsa bir grup yaşlı insana çarpacaktı. Kurtulma olasılıkları çok düşüktü, çünkü çok hızlı gidiyordu.

Nano sanayide tüm olasılıkları hesapladı. Algoritma; otonom araba üreticisini tüm yasal sorunlardan koruyacak şekilde koruması koşulunu yerine getirdi. Algoritma kendi kendini yok etti. Hack’lenmiş numarası yaparak, suçu Kuzey Kore’deki bir bilgisayara attı. Dava açıldığında jüri kimi suçlu buldu biliyor musunuz? Kim Jong IX’u…

Kaku’ya Mesajdır

Yıl 3017.

Zamanının ruhunu yansıtan “hız” a uygun bir form oluştu sonunda. Herkes bir tür bilinç gibi “personal algoritma” olarak İnternete bağlandı. Bedene gerek yok. Herkes ne isterse düşüncesini yazıya dönüştürebilir, herhangi bir sosyal medyaya kanalında. Yazmak zor gelirse emo kullanır.Düşüncenin bilinmesini istersen yayınla diye düşünüyorsun o kadar. İnternet kullanıcısı olmak herkesi eşitliyor ve kollektif bir yazar, çizer oluyoruz ve istesek de istemesek de bağlanıyoruz ve “big algoritma “ile sürekli izleniyoruz.

Dezonformasyon o kadar büyük ki “bot” ları insan sanabilirsin ya da insanları bot. Karıncalar gibi yazıyoruz ve saçma sapan kolonilerin işçileri oluyoruz. Bazıları arılar gibi her blog’dan bal izleri topluyor, bir kovanda eritiyor. Tek bir organizmaya dönüşüyoruz, sürüye katılıyoruz, tipleşiyoruz, sosyal medya morfinleri ile uyuşturuluyoruz ve neogangam style videosunu 333 milyar insansı seyrediyor, bayılıyor. Herkes bir birinden bir şeyler alıyor, bir şeyler katıyor .

Her şeyi 1 dakikada unutup, yeni bir şeyi arıyoruz Mooogle’da ya da aradığımızı sanıp yeni bir şeylere yönlendiriliyoruz. Devasa bir bilincin içinde sürekli yeni bağlantılar ile dönüşüyoruz. Sürekli yeni nicname’ler ile kendi kendimizi yeniden biçimlendiriyoruz; sanal alemlere akıyoruz.

Fast food gibi popüler kültürün “yüzeysel derinlik”lerinde buluşuyoruz. Biraz “like” biraz “ share” ile orgazm oluyoruz. Kozmik bir “mem” çorbasında yitiyoruz. Artık ne postmodernizm kaldı, ne de sürrealizm. Güneş’ten gelen ışıkla fotosentezini kendi yapıyor bulut bilişimde yaşayan microsiborg’lar. Düşlerde geziyor. Zamandan zamana geçerek.

3017 den sonrası yok.

Bir tık sonra “big bang”. Yeniden yükleniyor evrensel program. İster Kleopatra ol, ister Attila. Sen geçmişe gittikten sonra tarih yeniden yazılıyor. Ama her zaman 3017’de bitiyor.

Daha ötesi yok.

Big bang’in başladığı an aynı zamanda son nokta. İşte her şeyin teorisi bu kadar basit. Hiç’ten doğduk, hiçleşiyoruz mem çorbasında. Genlerin taşıyıcılığına gerek yok ki yeniden doğmak için; her nöronal bağlantıda yeni bir bilinç biçebilirsin kendine rastlantısal olarak.

3017 yılında“weareconnectum” formülü bulundu. Parantezin içine yazılı, big algoritma silmeden kopyasını al MİCHİO KAKU…

(sanal gerçek=1/sonsuzluk)

Michio Kaku popular science dergisinin temmuz 2017 sayının 75 sayfasında şöyle diyor:

“Küçük bir çocukken zihnimi açan bilimkurgu kitapları sayesinde fizikçi oldum. Okurken şu soruyu sorardım; bugün imkansız olarak nitelendirdiğimiz hangi teknolojiler gelecek bin yılda hayata geçirebilecek hale gelebilir?”

Etiketler: , , ,


Yazar Hakkında

Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız bilimkurgu temalı makale ve öykülerinizi konukyazar@bilimkurgukulubu.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayınlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır. Gelin bu arşivi birlikte büyütelim...



Facebook Yorumları

Yorum