bilimkurgu kulubu

Edebiyat ekotopya kapak

Tarih: 7 Ekim 2017 | Yazar: Canberk İleri

0

Doğayla Barışık Bir Yaşam Mümkün mü?: Ekotopya

“İşler açıkça kötüleşiyordu, bunun için insanlar değişime gerçekten hazırdılar. Tam anlamıyla, kötü havadan, kimyasal maddelerle dolu yiyeceklerden, aptalca reklamlardan dolayı hasta düşüyorlardı. Gözlerini politikaya çevirdiler, çünkü eninde sonunda kendilerini korumalarının biricik yolu politikaydı.”

Ernest Callenbach, Ekotopya’nın Amerikalı yazarı, film eleştirmeni ve editör, 1929’da Pennsylvania’da çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Chicago Üniversitesi‘ne girdi ve o sırada bir sanat formu olarak filme ciddi bir dikkatle yaklaşan Fransız Yeni Dalga akımına ilgi duydu. Paris’e Sorbonne’a bunun için gitti ve döndüğünde Chicago’da İngilizce ve İletişim alanında yüksek lisans yaptı. California’ya taşındıktan sonra University of California Press‘te çalıştı, çeşitli yayınlarda metin yazarlığı yaptı. Ayrıca aralıklarla University of California’da ve San Francisco State University’de film kursları düzenledi. Çevre sorunlarını ve insan değerleri sistemlerini, sosyal modellerini ve bunların yaşam tarzlarına olan bağlantılarını film çektiği kadar ciddiye almaya başladı.

Callenbach, kendisini ünlü edecek romanını, tam ismiyle “Ecotopia: The Notebooks and Reports of William Weston“, 1975’de yayımladı. Özellikle ekolojiyi merkezine alan ilk ütopya olmasıyla uluslararası başarı elde etti ve ilgi çekti. Ekonomik ve sosyal önerileriyle 1970’ler ve sonrasındaki yeşil harekette etkili oldu. Ancak yazar, eserin mükemmel bir ütopya iddiasında olmadığı, toplumsal değer ve niyetler doğrultusunda yönlendirilen bir yapıda ve kusurlu olduğunu ifade etti. Sonraki yıllarda ekoloji üzerine yazmaya ve Ursula K. Le Guin, Sim Van der Ryn, Peter Calthorpe, Stewart Brand, Kevin Kelly, J. Baldwin ve John Todd‘un da aralarında bulunduğu Batı Sahilindeki teknolog, mimar, sosyal düşünür ve bilim insanı çemberinin bir parçası olmaya devam etti; o genellikle bir konuşmacı, tartışma paneli uzmanı ve denemeciydi. 2009 senesinde Freiburg Üniversitesi tarafından fahri doktora derecesine layık görüldü. 2012’de 83 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

Ernest Callenbach

Callenbach’ın Ekotopya’sı 1975’te bilimkurgunun önemli bir değişim ve gelişim içinde olduğu Yeni Dalga döneminde yayımlandı. 60’ların ikinci yarısı ve 70’ler, gençlik ve radikal özgürlük hareketlerinin yükselişte olduğu bir dönemdi, aynı zamanda bilimkurguda J. G. Ballard, Ursula K. Le Guin, Michael Moorcock ve Philip K. Dick gibi yenilikçi isimleri tanımaya başlıyorduk. Zaten Callenbach, Yeni Dalga bilimkurgunun da ismini aldığı Fransız film akımı La Nouvelle Vague‘ye ilgi duyuyordu. Ekolojiyi merkezine alan bu roman, yazıldığı dönemin de etkisiyle oldukça ilgi çekti. Yazar sonraki yıllarda, ekoloji ile ilgili kitap, ansiklopedi ve cep rehberi gibi eserler de yazdı. Roman, Türkçe’ye Osman Akınhay tarafından çevrildi ve ilk defa 1994’te Ayrıntı Yayınları tarafından basıldı. Sonrasında 2011’de Agora Kitaplığı tarafından aynı çeviriyle tekrar yayımlandı. Türünün ilk örneği kabul edilen eser, “yeşil ütopya” ve “ekolojik ütopya” olarak anılır.

Ekotopya, kitaptaki tarihe göre 1999’da geçen öyküsünde, ekolojiyi ve doğayla uyumlu yaşamayı en önemli ilkesi olarak belirlemiş bir ülkeyi konu ediniyor. Nasıl gerçekleştiğiyle ilgili detaylar belirtilmemekle birlikte ABD’nin bir bölümünde halk, ayrılık kararı alıyor ve kendi yaşam alanlarını, ülkelerini var etme yolunda ilk adımlarını atıyorlar. Öyküyü William Weston‘ın cümleleriyle okuyoruz. Weston, Times-Post gazetesinde çalışan bir muhabir. Gazetesi tarafından, bir nevi de devlet göreviyle, hem uluslararası ilişkilerin iyileşmesi için hem de ülkeyi ilk elden gözlemlemek için gönderiliyor. Devrimin ve ayrılığın üstünden geçen yirmi yıldan sonra Ekotopya’ya giriş yapacak ilk kişi olması da başkaca önem taşıyor.

Callenbach’ın Anlatım Biçimi

Ernest-Callenbach1

Bir ütopya veyahut distopya yazmak istediğinizde, Yeni Atlantis ve Utopia gibi klasik anlatılarda da olduğu gibi, olmayan bir ülke, ulaşılmaz bir ada ya da çok uzak bir gezegen seçersiniz. Bu gayet mantıklı, çok sık tercih edilir ve yazımı da kolaylaştırır bir yöntemdir. Callenbach burada, aynı yöntemi biraz farklılaştırıyor. Hali hazırda yaşadığımız dünyanın içine farklı bir yaşam, farklı bir ülke, ütopya, olmayan yer, sokuyor. Anlatı aslında, Le Guin’in şaheseri olan Mülksüzler‘deki ikircikli anlatıyla da benzeşiyor. Mülksüzler’de Urras-Annares ikili sistemindeki, kapitalist dünya ile Kropotkin‘in fikirlerine yakın olan bir anarşizm kıyaslaması vardır. Callenbach ise bu ikili durumun, Mülksüzler’deki gibi iki tarafını da incelemez. Bir tarafı romanı okuyan bireyler olarak yaşamayı sürdürdüğümüz toplumu simgelediği için, orayı bize bırakıp ikiliğin yeni olan kısmını anlatır.

Kitabın en beğendiğim yönlerinden biri, anlatım kısmı. Muhabir Weston, hikayeyi bize gazetesine gönderdiği faxlarla ve kendisi için tuttuğu günlüğüyle aktarıyor. Gazetesine ilettiği mektuplar, gayet resmi bir dille yazılmışken; günlüğünü kişisel görüşleriyle, kitabın da bölüm isimlerini oluşturan, çok güzel seçilmiş başlıklarla yazıyor: “Yiyecek, kanalizasyon ve ‘kalıcılık’ ” , “Ekotopya ekonomisi”, “Kadınlar iktidarda: Ekotopya’da politikacılar, cinsiyet ve hukuk”, “Ekotopya eğitiminin sürpriz yanları”… Muhabirimiz, klasik Amerikalı, üretmeyen tüketici olarak tam da fikirlerinin değişimini izlemeye uygun, önyargılarla dolu biridir. Birçok distopik/ütopik eserde olduğu gibi bu değişim, kurgunun çekirdeğini oluşturur. Çünkü aslında o önyargılı şahıs, okurun ta kendisidir. 1984‘teki Winston Smith, Fahrenheit 451‘deki Guy Montag ve Biz‘in D503’ü, her biri hikayenin başında toplumdaki diğer bireylerle aşağı yukarı aynı düşünüyordur. Fikirlerinin değişimini, artık diğerlerinin yanında değil de karşısında olmaya başlamalarını, okunan her sayfada izleriz. Weston’ın çektiği faxlar ve tuttuğu günlükteki, resmiliğin ve hislerin değişimini gözlemek, gerçekten hoş ve dikkate değer.

Ekotopya Felsefesi

ecotopia

Ekotopya’dan bahsedecek olursak, ülkenin ve vatandaşlarının yaptığı en önemli şey, doğayla bir arada yaşamayı bir felsefe haline getirmek. Bu felsefede, insanlar “tüketici” olmayı terk etmişler. Bir “şey”leri fazlaca üretip bunun reklam ve pazarlamasıyla uğraşmak yerine, her şeyden yeterli miktarda ve istek doğrultusunda üretiyorlar. Özellikle ağaçlar konusunda çok hassaslar, mümkün olduğunca ağaçlar kesilmeksizin gereçler sağlanıyor ancak gerektiği vakit de özür dilercesine kesilen ağaçların yerine yenisini dikme sorumluluğuna sahipler. Üretim ve tüketimdeki denge sayesinde, çok istisnai durumlar hariç, gelir adaletsizliğini sağlayacak bir zenginleşmenin de önüne geçilmiş oluyor. Bu sayede işsizlik görülmediği gibi, günlük çalışma saatleri 4 saat civarında olabiliyor. Fazlasını çalışmak bireyin tercihine bırakılmış. Çalışmak istemeyenler ise bunun sorumluluğunu almasıyla beraber, bir baskıya maruz kalmıyor. Bu düzen içinde geri dönüşümle birlikte kanalizasyon sistemleri de önemli yer tutuyor. Devrimle beraber tüm kanalizasyon sistemi geri dönüşüme elverişli şekilde düzenlenmiş.

Eğitim sistemine gelecek olursak, bizim köy enstitüleri ile William Morris‘in Gelecekten Anılar(Hiçbir Yerden Haberler)’da tasavvur ettiğinin arasında bir yerde; sırf teorik eğitim vermek yerine, gerçek hayatta kullanacakları zanaatlar ihmal edilmiyor. Tam bir cinsiyet eşitliği olan ve cinsel tabuların yıkıldığı Ekotopya, feminist kurgulara da göz kırpıyor. Şehirler konusunda da dikkate değer önermeleri var Callenbach’ın, on milyonlarca insanın toplaştığı metropollerimiz yerine daha düzenli bir dağılımı öneriyor. Şehirlerin dağıtılıp, kasabalara bölündüğü ortak yaşam alanlarında,  nüfus yoğunluğu oluşmasının önüne geçiliyor. Beklenenin aksine şehirler yerine kırsal bölgeler daha tercih edilir oluyor. Toplu taşıma kullanıyorlar, kısa-orta mesafeli yollar içinse yürümeyi tercih ediyorlar. Akaryakıtla çalışan taşıtları çoktan bırakan Ekotopyalılar, karbon salınımına ve hava kirliliğini önlemeye önem verdiği gibi bu yönden diğer ülkeleri de bilinçlendirme gayesinde hareket ediyor. Pek de işlevi kalmamış bir yönetimleri olsa da Anarşist-Komünizm‘e yakın bir yaşayışları var. Tabii yazıldığı dönemde ve şimdi de olduğu gibi, komünizm karşıtlığı ABD’de bolca pirim yaptığı ve diğer biçimlere de pek hoş bakılmadığı için bu terimlerin hiçbiri kitapta kullanılmamış. Weston’ın burada bahsetmediğim daha birçok şeyden bahsettiği günlüğünü ve faxlarını okumak gerçekten zevkli. Ekotopya’yı bir bütün olarak reddetmek ya da kabullenmek yerine, içindeki hoş ve işe yarar fikirleri görmek isterseniz okunmaya değer bir eser.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisi olmaya çalışıyor. Çoğunlukla progressive rock ve jazz-fusion dinliyor. Bilimkurgunun en çok “New Wave” akımını seviyor. En sevdiği bilimkurgu yazarları Ballard, Lem, Bester ve Le Guin. Ayrıca Latin Amerika Edebiyatı ve onunla özdeşleşmiş Büyülü Gerçekçilik akımına ilgi duyuyor. Latin Amerika’dan da en çok Borges okumaktan zevk alıyor.



Facebook Yorumları

Yorum