bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 17 Mart 2018 | Yazar: Bahri Doğukan Şahin

0

Bilimin Sınırlarının Bağnazlıkla Savaşı: Su Adamı

“Yaradan, insanları gerçekten de yetersiz mi yarattı? Gerçekten de Profesör Salvator’un, insan bedenine tam bir görünüm vermek için müdahale etmesi mi gerekiyor?”

“Sovyetler Birliği’nin Jules Verne”ü olarak anılan Aleksandr Belyaev 1884’de Rusya’da doğdu. 1914’te felç geçiren ve bu dönemde bilimkurgu eserler kaleme almaya başlayan Belyaev, Profesör Dowell’ın Başı isimli eserini kaleme almasının ardından büyük bir üne kavuştu. Başyapıtı sayılan Chelovek-Amfibiya’nın (Su Adamı) ilk yayımlanış tarihi ise 1928. Roman, soğuk savaşın etkisiyle 1986 yılına dek İngilizceye çevrilemediğinden, dünyaya açılması da bir hayli geç oldu.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri’nin 21. kitabı olarak raflardaki yerini alan Su Adamı, ülkemizde Mayıs 2017’de yayımlandı. Rusça aslından Hazal Yalın‘ın başarılı çevirisiyle okurların karşısına çıkan eser yazarın Türkiye’de yayımlanan 3. kitabı. Profesör Dowell’in Başı ve Ket Yıldızı isimli kitaplarıyla birkaç yıl önce tanıma fırsatı bulduğumuz yazarın en önemli eseri de bundan böyle bilimkurgu okurlarının kitaplıklarının önemli parçalarından biri haline gelecektir. Kitabın konusuyla paralel bir şekilde mavi renginin tonlarının tercih edildiği kapakta Andrey Prokopneko‘nun harika bir illüstrasyonuna rastlıyoruz. Kitabın içinde birçok sayfada karşımıza çıkan çizimlerin sahibi ise Anatoliy Fyodoroviç Şpir. İthaki Bilimkurgu Klasikleri’nin namına yakışan bir kapağın ardından geçtiğimiz öykünün sürükleyicilik dozu da bir hayli yüksek.

“Eğer insan suda yaşayabiliyor olsaydı, okyanus hakkındaki, onun derinlikleri hakkındaki bilgimiz devasa adımlarla çoğalırdı. Deniz bizim için insanlıktan kurbanlar isteyen korkunç bir güç olmaktan çıkardı. Artık boğularak ölenlerimiz için ağıtlar yakmazdık.”

Mary Shelley’nin başyapıtı Frankenstein ve H.G. Wells’in kült eseri Doktor Moreau’nun Adası kitaplarını beğenen bilimkurgu okurlarının Su Adamı’nı sevme ihtimali bir hayli yüksek. İki anlatıdan da birçok ortak nokta bulmak mümkün. Bunlardan en önemlisi ise şüphesiz bilim sevdalısı bir insanın cerrahi yeteneğine güvenerek canlılar üzerinde çeşitli ameliyatlar gerçekleştirmesi. Tıpkı Victor Frankenstein ve Doktor Moreau gibi bu kitabın kahramanı Doktor Salvator da hayvanlar ve insanlar üzerinde deneyler yaparak onlardan yeni türler ortaya çıkarıyor ve bir nevi Tanrıcılık oynuyor.

Atjantin civarında geçen öyküde İhtiandr isimli bir balık adamın öyküsüne şahit  oluyoruz. Baba olarak bellediği Salvator tarafından hayatı kurtarılan İhtiandr, üzerinde yapılan deneyler sonucunda solungaçlara sahip olarak okyanusta yaşayabilen insan-balık karışımı bir canlı haline gelmiştir. Bounes Aires yakınlarında okyanusta yaşayan bu garip yaratık birçok kez çevredeki balıkçılara görünse de, gerçek olup olmadığı konusunda büyük bir bilgi kirliliği vardır. Halk tarafından “Deniz Şeytanı” olarak adlandırılan bu canlı kimilerine göre bir efsanedir ve varlığı şüphelidir. “Denizanası” adını verdiği gemisiyle denize açılan ve inci avcılığı yapan Pedro Zurita varlığından emin olduğu Deniz Şeytanı’nı yakalamaya karar verir. Kendisine sayısız inci getireceğine inanan ve zengin olma hayalleri kuran Zurita hırslı bir gemicidir ve kafasına koyduğu şeyi yapmak için planlara girişir. Gutierrez isimli bir kadının da dahil olduğu öyküde aşk ve yalnızlık temaları da işleniyor.

“Düşünce her zaman aynıdır: insan mükemmel değildir. Evrimsel gelişme sürecinde hayvan atalarıyla karşılaştırıldığında daha fazla avantajlar edinen insan, onlarla birlikte hayvansal gelişiminin alt evrelerinde sahip olduklarından çoğunu da kaybetmiştir.”

Aleksandr Belyaev öyküsünü usul usul anlatıyor ve dönemine göre değerlendirildiğinde ise son derece başarılı bir romana imza atıyor. Bir yandan bu samimi hikayeyi okurken bir yandan da yazarın birçok konudaki görüşlerini görme fırsatı buluyoruz. Bilimin mutlak bir güç olduğundan, bilimin kılavuzluğunda ilerlendiği taktirde gerçekleştirilmesi imkansız olan herhangi bir şey olmadığından bahseden Belyaev, romanının sonlarında dinlere de dokundurmaktan geri kalmıyor. Yaratıcılığa soyunan bir karaktere imza atan yazar yer yer Tanrı’yı da karşısına alırken, su altı dünyasının ne kadar engin bir hazine olduğundan bahsetmeyi de ihmal etmiyor.

Evrim teorisine de değinen Belyaev, tüm insanların ortak bir atadan geldiğini ve aslında kökenimizin su olduğunu söyleyerek yazıldığı dönemde bu kitabı okuyacak olan kitapseverlere kılavuzluk yapıyor. Zaman zaman dinin bir getirisi olarak ön plana çıkan toplum baskısı konusunu da irdelemekten imtina etmeyen yazarın değindiği en mühim konu ise şüphesiz insanın doğası. Eğitimsiz sıradan bir halkın kendine yabancı bir canlıya karşı düşüncelerini etkileyici bir şekilde aktaran Rus yazar, Su Adamı adını verdiği denizlerde yaşayan canlısının da hayatı yavaş yavaş tanımasını ustalıkla aktarıyor.

The Amphibian Man (1962)

“Suya atladım çünkü açık havada nefes almak çok güçtü benim için.”

Masum canlıları bile kendi menfaatleri uğruna gözünü kırpmadan harcayabilecek potansiyeldeki insanları inandırıcı bir şekilde kaleme alan Sovyetler Birliği’nin önde gelen bilimkurgu yazarlarından Belyaev, romanıyla türün birçok alt türüne de önderlik ediyor. Süper insan, Tanrıcılık, Biopunk ve hatta ilk temas gibi temaların ilk olmasa da ilklerinden biri olarak karşımıza çıktığı Su Adamı, bilimkurgu edebiyatının kültleri arasındaki yerini sağlama alan bir eser. Sovyetler’in, Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerin hemen ardından sayılabilecek bu önemli yazarının böylesine önemli bir eserini İthaki Yayınları çatısı altında ve klasikler dizisinden görmek her şeyden önce bir okur için heyecan verici.

Su Adamı’nın, 1962 tarihli aynı isimli bir sinema uyarlaması olduğunu da belirtmek gerek. Buna ek olarak kitabın 90. Oscar Ödül Töreni’nde 13 dalda adaylık elde eden ve En İyi Film ile En İyi Yönetmen dahil toplamda 4 Oscar Ödülü kazanan “The Shape of Water” filmiyle olan benzerlerini de es geçmemek lazım. Açıklanan herhangi bir resmi bilgi olmasa da, filmin yönetmeni Guillermo del Toro‘nun ilham kaynaklarından birinin bu kitap olduğunu söylemek yanlış olmaz. En azından yer yer benzerlik gösterdiği bir gerçek. Serinin 31. kitabını da geride bıraktığımız şu günlerde başka bir Sovyet yazarını daha dizi içinde görür müyüz bilinmez ama Strugatski Kardeşler ve Aleksandr Belyaev gibi ustaların bu kült eserlerini okuma şansına erişiyor olmamız bile oldukça sevindirici.

“Suda yaşam da insana devasa bir avantaj sağlayabilirdi. Bu olanak insana neden geri verilmesin ki? Hayvanların gelişme tarihinden biliyoruz ki, karadaki ve havadaki bütün hayvanlar sudan evrildiler; okyanuslardan çıktılar. Bazı kara hayvanlarının tekrar suya döndüklerini de biliyoruz.”

Etiketler: , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

1995, Erzurum. Adrianist hayalperest. Kitap okur, belgesel izler, sinema ve bilimkurguyla ilgilenir, öykü yazar. Kayıp Rıhtım'da başladığı yazarlık serüvenine, Fantastik Canavarlar ve Bilimkurgu Kulübü'nde devam etmekte.



Facebook Yorumları

Yorum