bilimkurgu kulubu

Edebiyat

Tarih: 24 Aralık 2017 | Yazar: Hamdi Güzeliş

0

2010: Bir Uzay Efsanesi

Bilimkurgu dünyasında hem filmi hem de romanı ile çok kısa sürede efsaneye dönüşen 2001: Bir Uzay Efsanesi‘nin ardından devamı için beklentiler oluştu. Arthur C. Clarke bu beklentileri bir roman ile yanıtladı ve böylelikle 2010: Bir Uzay Efsanesi doğdu. 1982 yılında yayımlanan roman, 1984 yılında sinemaya da uyarlandı. Olaylar önceki hikayenin 9 yıl sonrasında, 2010 yılında başlar. 2001’in sonunda HAL‘ın devreden çıkarıldığı Discovery, Io’nun etrafında sabit bir yörüngede dönmektedir. David Bowman‘dan gelen son ses “Aman tanrım burası yıldız dolu” olur. Kayıtlar sadece bu seyahati düzenleyen Amerikalılar tarafından değil, tüm dünya tarafından da duyulmuştur.

Uzay teknolojileri konusunda Amerikalılar kadar gelişmiş olan Ruslar da konu ile yakından ilgilenirler ve Jüpiter‘e gidip gizemi çözmek için kolları sıvarlar. Bu yeni seyahat için hazırlıklar konusunda Ruslar Amerikalılardan daha hızlı davranıp ekiplerini ve uzay araçlarını kısa sürede yolculuğa hazır hale getirirler. Rusların planı Discovery’nin kayıtlarını ele geçirip inceleyerek yeni bilgiler edinmektir. Ancak Discovery ve özellikle de HAL’ın sistemi konusunda hiçbir bilgileri  yoktur. Bu durum Ruslar ile Amerikalıları bir Rus uzay gemisi olan Leonov‘da beraber çalışmaya iter.

Leonov Rus Mürettebatı

Ruslar ve Amerikalıarın hesaba katmadıkları diğer bir gerçekse Çinlilerin bu konuda gizlice ve çok daha önceden harekete geçmiş olmasıdır. Rusların tersine Çinliler daha farklı bir hedef ve strateji ile hareket etmektedirler. Çinlilerin uzay konusundaki çalışmaları takip edilmekteydi ve uzaya araç göndermeleri tuhaf karşılanmamıştı. Ancak Çin araçlarından birinin rotası Jüpiter’e dönünce işler değişir. Üstelik araç, şimdiye kadar üretilmiş insan yapımı tüm araçların hız rekorlarını da altüst etmiştir. Tsien adlı Çin uzay gemisinin hızı öylesine yüksektir ki, geri dönmesi planlanmamış gibidir. Bu nedenle kimse, Discovery ile ilgili bir intihar görevi olduğu dışında başka bir anlam çıkaramaz. Ancak Çinliler, kendi planlarını gerçekleştirirken hiç beklenmedik olaylar sonucunda Europa hakkındaki bir gerçeği ortaya çıkarırlar ve bunu bir mesaj ile Leonov mürettebatına iletirler.

Leonov mürettebatındaki en kritik görevlerden biri de HAL’i yaratmış olan Dr. Chandra‘nın omuzlarındadır. Diğer tüm mürettebat ne kadar becerikli olsa da, HAL’in yaratıldığı psikoloji ile hareket etmesi ve kendi kendine bu psikolojisini yönlendirmesi bilinen tüm gelecek senaryolarını değiştirmektedir. Ayrıca bölüm bölüm bilgisayar yönetiminde olan Leonov’un tersine, Discovery’nin tüm sistemlerini HAL kontrol etmektedir. Artık ekibin kaderi Dr. Chandra’nın ellerindedir.

Discovery

Dr. Chandra’nın, devre dışı olan HAL’ı tekrar devreye sokması ve paranoyaya neden olmadan tüm bildiklerini öğrenmesi gerekecektir. Buna ek olarak, HAL’ın David Bowman tarafından etkisiz bırakıldığını ve o sırada büyük bir paranoya yaşadığını da unutulmamalıdır. Bunu düşünürken hemen aklımıza Isaac Asimov‘un eserlerindeki Robot Psikoloğu olan Susan Calvin ve onun başından geçenler geliyor. Belki de robopsikologluk, insanlığın geleceğinde kritik derecede önem kazanacak mesleklerden biri olacaktır.

Yazarın “Yeterince gelişmiş bir teknoloji sihirden ayırt edilemez” sözünün bu romanda da ne kadar geçerli olduğunu görüyoruz. Hayvanların insan üretimi teknolojiyi anlamaması gibi, romandaki kahramanlar da karşı karşıya kaldıkları uzaylıları anlayamamakta, hatta hiçbir şekilde doğrudan iletişim kuramamaktadır. İki tür arasındaki tek iletişim kaynağı, her iki türü de tanıyan David Bowman’dır. Ekip, Discovery’ye adım atıp HAL’i çalıştırmaya ve bildiği her şeyi öğrenmeye çalışırken, bir yandan da Jüpiter ve Europa’nın bulunduğu tarihi bir eşikten geçtiklerinin farkında değillerdir. Ölü sanılan Bowman, iletişime geçerek çok yakın zamanda gerçekleşecek büyük bir olaya karşı ekibi uyarır. Bu sayede uzaylıların, en azından dünyalılara zarar verme niyetinde olmadığı anlaşılır.

Çok ilginçtir ki romanın sonunda uzaylılar ve teknolojileri hakkında çok az bilgi edinebiliyoruz. Anlayabildiklerimiz, niye güneş sistemini seçtikleri ve bir sonraki hedeflerinin ne olduğu ile sınırlı kalıyor. Daha fazlasını anlamak ve öğrenmek için serinin bir sonraki hikayesi olan 2061: Uzay Efsanesi”ni okumamız gerekiyor…

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Makine Mühendisi. Dağların, newage müziğin ve bilimkurgunun uzun yıllardır tutkunu. "Turk Seti Team" üyesi.



Facebook Yorumları

Yorum